HomeTürkçe HaberlerGündemGürol Sözen’den "Siyahın Karası, Beyazın Akçası" sergisi

Gürol Sözen’den "Siyahın Karası, Beyazın Akçası" sergisi

Published on

spot_img

Sertaç ÇELİK

Ressam, yazar, sanat tarihçisi, kültür insanı Gürol Sözen, uzun yıllara yayılan üretimlerinden seçtiği eserlerle izleyiciyle buluşuyor. Resim, ikon; yani eski ahşap, kök ceviz üzerine ikonlar; yağlıboya, akrilik, suluboya, karakalem ve pastelin yanı sıra, gümüş ve bakır varaklar, bronz objeler resminin ana malzemesi. Urart mücevher atölyelerinde tasarımını gerçekleştirdiği bronz ve gümüş heykeller ise sanatçının doğa, toplum ve insan ilişkilerine dair derin bakışını ortaya koyuyor. 

Gürol Sözen’in dikkat çeken yönlerinden biri de sanat tarihçiliği kimliği. Anadolu uygarlıklarını ve Anadolu topraklarının kültürel birikimini sanatına taşıyan Sözen; resim, kitap, heykel ve belgesel filmleriyle bu mirası görünür kılıyor. Radyo ve televizyon programları ile müze sergilemeleri ve çeşitli kültür-sanat etkinlikleri aracılığıyla da bu birikimi geniş kitlelere aktarıyor. Bu yönüyle ARK Kültür’de açılan sergi, şiir, resim, ikon ve heykeller üzerinden evrensel bir varoluşu işaret ediyor.

Sergi mekânına girildiğinde karşı duvarda sanatçının şu sözleri karşılıyor: “Her renk bir sözcük. / Ve her sözcük bir resim ve masal. / Serçenin ürkek sesi. / Mavinin derinliğindeki sessizlik. / Ve destansı masal ise benim gerçeğim…”

Sergi tasarımı mimar Gülfem Köseoğlu tarafından hazırlanan “Siyahın Karası, Beyazın Akçası”, 19 Mayıs’a kadar ARK Kültür’de ziyaret edilebilir.

Özdemir Asaf’ın “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” şiirinden esinlendiğinizi söylediniz. Bu şiir serginizde nasıl hayat buldu?

Hayat ayrıntılarda saklı. Denizlerdeki yunusun, karalardaki serçenin, kumrunun, güvercinin, martının, uçuşan yelesi ile atların, dağ başlarının, ovaların kimsesiz papatyaların; renklerden renge giren bulutların, derin denizlerin, erguvan ağacının yaprağı oluşurken ki telaşla mor çiçeğinin açması… Her biri destan ve resim. Mor rengi, Roma uygarlığının, özellikle Bizans İmparatoru ve İmparatoriçelerinin simgesel giysi rengi. Başka biri mor rengini giyecek olsa kellen uçar!.. İmparator Neron sarayında verdiği davette, bir zengin kadın mor giysisi ile içeri girince emredip kadını soğan gibi soyup kapı dışarı arttırmış. Ve yetinmeyip mallarına el koymuş. Üstelik Neron Arena’da arslanlarını mora boyatırmış. Bizans’ta da yalnızca İmparator ve İmparotoriçe’nin mor giysi giymesine izin var. Mor renk başlı başına bir sanat konusu. Büyük İskender’in çok sevdiği atının kuşamı ve çadırı da mor renkte. Efsane gibi. İmparotoriçe Kleopatra’nın savaş kalyonlarının yelken bezi de mor. Mor, kutsal kitaplarda da gündemde. Selçuklunun, Osmanlının mor çinileri. Persler döneminde Susa’da mor kumaş bulunmuş. Bir de çok hoş: Hayran olup etkilendiğim Leonardo ne diyor biliyor musunuz? “Mor rengin ışığı düş gücümü on kat artırır!” Bizler ne yapıyoruz biliyorsunuz mutlak: Boğaziçi’nde baharı karşılayan, bir bulut gibi yaprağından önce çiçeğine duran erguvan ağaçlarını kesip betona gömüyoruz. Oysa her bir erguvan ağacı uygarlığın simgesi. Benim derinliklerdeki mavi gibi mor da tutkum. Bakın bile bile kısa yanıtlar vereceğime söz verdim ama işi uzattım. Her bir renk bir efsane ve yaşam biçimi. Doğa en büyük öğretmenimiz; eğer baltacılardan sıra kalırsa!..

Siyah ve beyaza gelince biraz soluklanmak gerek! Biz, bizler siyahı kir tutar diye benimseriz. “Siyah giyme, söz olur” denir Anadolu’da. Oysa her karanlığın bir aydınlığı var doğada. Giyip kuşandığımız siyahın derinliği hiç kiri tutmaz. Bizim, bizlerin kirlendiği gibi kirlenmez hiç. Bizler siyahın karasına ihanet ediyoruz! Hadi tersten düşünelim: Düşüncenin kirlenmesini nasıl temizleyeceğiz? Oysa kömürün karası ateşe dönüşür; ısıtır bizleri. Külleri ateşi söndürür. Kömürün isi ise özellikle doğu toplumlarında hattatların meşki için vazgeçilmezdir. İzi, binlerce yıldan beri resmetmenin öncüsüdür. Kül kirlenmez. Anadolu’da anlatılırdı. Ölüm döşeğinde bir babanın vasiyeti: “Oğul, üstüme bir yunus okuyun da öyle öleyim.” Ve yunus okunur, sonra kül serpilir toprağına.

Sözün özü, siyahın karası derindir ve aydınlığa açılır hep. Gün aydınlanırken ki serüveni olağanüstüdür; yavaş, yavaş griye dönüşür. Sisli gri iken gökyüzünün mavisini içine alır ve renklerden süzülerek aydınlığa yani beyaza ulaşır. Bu oluşumların her biri resim.

Beyazın işi zordur. Yakından tanıdığım ve çılgınlığını, başkaldırılarını ve şiirini okuyuşu ile Özdemir Asaf çok önemli kişilikti. Şiirleriyle başkaldırırken karanlıkları akça pakça beyazla kuşatmanın savaşını verirdi. “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu / Birinciliği beyaza verdiler” demesi acı bir eleştiridir. Ama resimdir. Hem de zor çizilen. Tabii ki bu sözümle duvar boyasını kastetmiyorum.

Sorunuzun yanıtını uzatıyorum ama kader utansın! Hep bunlar gençlikten!.. ”Hayatımı anlatsam roman olur” derler ya roman değil bir mektubu bile doğru dürüst okuyamayanlar beyazı kirletirler hep. Henüz onların mertebesine ulaşamadım!.. Ama Özdemir Asaf bir resmi anlatıyor: “Kent dayanıyor bahçenin duvarlarına ./ Yeni bahçeler çiz gözlerinin kuşlarına.” Ekliyor: “ Bütün renkler aynı hızla kirleniyor. Birinciliği beyaza verdiler.”İşte sanatın gücü. “Yeni bahçeler çiz gözlerimin kuşlarına,”diyebilmek baba yiğit işi.

Evet! Özdemir Asaf, beyazın kirletilmesine isyan ediyor. Ama toplum olarak yalnızca beyazı değil, siyahı da kirletiyoruz.

Benim ise, resmetme olarak “siyahın karası beyazın akçası,” dememin bir nedeni var. Toplumsal olgu ama aynı zamanda boya olarak ya da işin teknik yorumu demeliyim. Bu iş duvarı beyazla boyamak değil. İşlevsel olarak beyaz, her rengin içine ortak olur; açar onu. Şakası bir yana, her şeye maydonozdur. Ama onurludur; lotus çiçeği gibi. Kimi zaman bataklıklarda çiçek açmasını bilir ama üstüne bir toz zerreciği düşse, hemen taç yapraklarını kapatıverir. Kuşkusuz, bir de beyazın bilinmeyen bir tonu var: Ömür boyu peşine takıldığım Rembrandt’ın karanlıklar içinde bir beyazı kullanışı unutulur gibi değil… Bu beyaz sizi alıp sonsuzluğun derinliğine götürür. Kimi yerde ağıt, kimi yerde umuttur. İsyankârdır. Üstüne bir toz kondurmaz. İşte beyazın akçası bu. “Aramakla bulunmaz olmaya ki denk düşe” denir ya! Laf ola beri gele gibi ama değil. Boyanın içindeki bir ressam olarak beyazın sonsuzluğunu yakalayıp resmetmek zordur. Şiirin, edebiyatın ötesinde bu resimsel bir inattır. Ustalık demek istemiyorum… Bir resmin öyküsü hiçbir zaman boyanın önüne geçmemeli. Ama uluorta da kullanılmamalı. Resimdeki beyaza bakanları içine, taaa içine çekmeli ve beyaz soru sormalı. Rembrandt’ın beyazı beni içine çekip sorguladığı gibi…

Sanatın özünü “güzel”in peşinde bir arayış olarak tanımlıyorsunuz ve bunun kaynağı doğa ve sezgi. Bugünün toplumunda bu arayışı sürdürmek ne kadar zor?

O denli can alıcı sorular ki! Biliyorsunuz 2008 yılında Zeynep Sözen ile yayınlanan kitabın adı “Anadolu Topraklarında Güzeli Arayış” idi. Yıllarca çeşitli üniversitelerde verdiğim seçmeli dersimin de adı Güzeli Arayış. 2008 yılında Türk ve İslam Eserleri Müzesi yani 16. yüzyılın ünlü İbrahim Paşa sarayının dört bin metrekare salonlarında, tüm Anadolu müzelerinde seçme eserlerin sergilendiği “Güzeli Arayış”ı yabancı ağırlıklı 42.500 kişi gezmişti. Neden mi? Çünkü bu coğrafyanın kültürel mirası, Batı uygarlığına öncülük etti.

Kendime bu soruyu sormamın ve resmimdeki etkisini aktarmamın bir nedeni var! Biz binlerce yıldan beri süregelen bir coğrafyada yaşıyoruz. 12 bin yıllık uygarlıkların konup göçtüğü bir Anadolu coğrafyasında konaklıyoruz. El kapısında nöbet bekleyenlerden değiliz… Konup göçen bu uygarlıkların ne denli görkemli eserler ürettiklerinin farkında değiliz. Hiç mi hiç. Yeryüzü uygarlığına öncülük eden bu uygarlıkların nasıl güzeli, güzelliği aradıklarını dışlamış isek o zaman sorarım “hangi geleceği” bekliyoruz? Sözümün özü; resmimim ve yazdıklarımın özünde bu arayış var. O nedenle yılları kapsayan, yetkin dostlarımla ‘Güzeli Arayış’ sergisini gerçekleştirdik. Bana inanmayabilirsiniz! İşte size Anadolu coğrafyasındaki uygarlıkların örnekleri. Şiirinden kilimine, fermanından heykeline kadar. Bakın ve hangi coğrafyada yaşadığınızı sorgulayın.

Resim, ikon ve bronz/gümüş heykelleri bir arada sunuyorsunuz. Farklı malzemelerle çalışmak, mesajınızı ve toplumsal bakışınızı iletmek için size ne kazandırıyor?

Çok şey! Önce kendimi sorguluyorum: Nerede durduğumu, nasıl bir coğrafyada yaşadığımı ve benden önce güzeli ve güzelliği arayıp kent kurmadan, şiiri, destanları, resmettikleri, müziği ile nasıl görkemli bir yaşam sürdürdükleri ve ürettiklerinden esinleniyorum. Sevgili Prof. Talat Halman dostumun, benim de basımına öncülük ettiğim ‘Eski Anadolu ve Orta Doğu’dan şiirler’ kitabını mutlak okuyun. Shakespeare “Geçmiş önsözdür” diyor. Hiç aklımıza gelmez; hadi bizden de bir örnek vereyim, Karacaoğlan’ın merakına bakın: “Kimler var idi / Ben burada yok iken.”

Bu sözünü ettiğim her uygarlık doğadan esinlenip her türlü malzemeyi kullanmış. Çünkü her malzeme sanatın vazgeçilmezi. Yeter ki bakmasını bilelim.

“Toplumsal anlamda; Ben bir boyacığım; göz boyayan biri olamadığım için boyacıyım” diyorsunuz. Bu sözden hareketle, sanatçının toplumla ilişkisi sizin için ne ifade ediyor

Teşekkür ederim, bu sözümü bulup bana yönelttiğiniz için. Doğa benim öğretmenim. Haddimi bildiğimi sanıyorum. Ben yalnızca iz sürüyorum. 12 bin yılın izi ve tortusu benim besin kaynağım. O nedenle ben yalnızca bir arzuhalciyim. Aktarıcıyım yani. Bu uygarlıkların ürettiklerine tanık oldukça küçülüyorum. Ürettiklerim ve uygarlıklardan aktarabildiklerim inanın bu cenderede cim karnında bir nokta. Yargı gelecek kuşakların. Ama örneğini verdiğiniz gibi. Günümüzün ilkesi: Her alanda boyacıyım ama göz boyayanlardan değilim… Farkı fark ettiğimizde belki bu coğrafyaya, umudum yok ama saygılı davranırız.

Sanat dergileri çıkardınız, şiirler yazdınız ve anlatımcılığınız hep sürdü. Bu hikâyeleri ve deneyimleri eserlerinize taşırken izleyiciye neyi anlatmayı amaçlıyorsunuz?     

Peşinen söylemeliyim. Eleğin üstünde ne ürettiysem ve eleğin altında ne kalmışsa, farkı fark edenler için beni rahatlıkla eleştirebilirler. Yeter ki bu coğrafyada farkı fark etsinler. Beni değil, yaşadıkları bereketli Anadolu coğrafyasını hor kullanmadan kendinden öncekileri izlesinler. Bakmak ile görmek arasındaki farkı farketsinler. Hayat yalnızca akçelerden ibaret değil. Shakespeare Venedik Taciri kitabında “Parlayan her şey altın değildir” diyor. Sanırım, Shakespeare bugün yaşasaydı, kahkaha ile kovalarlardı… Meraklı olmayan, üretemeyen bir toplumun geleceği olamaz. Yunus Emre, “Bana rahmet yerden yağar” demiş. Acaba ne demek istemiş? Tek bir gerçek var: Yedi yüzyıldan beri Yunus’u, Mevlana’yı kimse eskitemedi.

Doğayı anlamayan bir toplumun kalıcı bir uygarlık kuramayacağını söylüyorsunuz. Bu düşünceyi eserlerinizde izleyiciye nasıl hissettirmeyi amaçlıyorsunuz? Sergiyi gezen birinin eserlerinizin karşısında durduğunda neyi fark etmesini, hangi duyguyu yanına almasını isterdiniz?

Bu sergim bir imecenin ürünü. Sevgili arkadaşımız mimar Gülfem Köseoğlu iğneden ipliğe mekânını bana özverisi ile açtı, kotardı. Çünkü “Yılların içinden bir arınma” hepimizin ortak noktasıydı. Bu topluma borcumuz vardı; akçe olarak değil sanat ve kültür olarak. Eserlerim ise bir yorum. Gelenlere merhaba. Gidenlere selam olsun!

Kaynak: BirGün

Latest articles

Son dakika | Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bölgemizde bir savaş bitmeden diğeri başlıyor

Son dakika haberi... Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Asya Siyasi Partiler Konferansı Kadın Kolu 9. Toplantısı için İstanbul'a gelen katılımcıları kabul etti. Erdoğan konuşmasında, savaşın kurbanlarının kadınlar ve çocuklar olduğunu söyledi. "İsrail Gazze'de çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 72 bin sivili katletti" dedi. "Ortadoğu karanlık günler yaşıyor" diyen Erdoğan, "Bölgemizde bir savaş bitmeden diğeri başlıyor." ifadelerini kullandı.

Türk'ün 'savunma' gücü damga vurdu! ROKETSAN Yunanistan'da, Mavi Vatan İsrail'de yankılandı

Türk Savunma Sanayii dünyada yankı uyandırmaya devam ediyor. Son olarak Yunanistan basını, ROKETSAN tarafından geliştirilen kritik füze ve hava savunma sistemlerini mercek altına aldı. İsrail basını ise Mavi Vatan 2026 tatbikatına geniş yer verdi. Her iki ülke basınında yer alan analizlerde, bölgedeki askeri dengelere ilişkin dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi.

YDS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? 2026 Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (2026-YDS/1) sonuçları hangi gün belli olacak?

Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı'nın (2026-YDS/1) ÖSYM tarafından 5 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilmesinin ardından sınava katılım sağlayan adayların gözü kulağı sınav sonuç tarihine çevrildi. Akademik kariyer, dil tazminatı ve kamu kurumlarındaki dil yeterliliği için kritik önem taşıyan sınavın değerlendirme süreci ise araştırma konularının başında geliyor. Peki Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (2026-YDS/1) sonuçları hangi gün belli olacak?

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman, İbrahim Tatlıses'i hastanede ziyaret etti

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, sanatçı İbrahim Tatlıses'i, tedavi gördüğü hastanede ziyaret etti.

More like this

Son dakika | Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bölgemizde bir savaş bitmeden diğeri başlıyor

Son dakika haberi... Cumhurbaşkanı Erdoğan, Uluslararası Asya Siyasi Partiler Konferansı Kadın Kolu 9. Toplantısı için İstanbul'a gelen katılımcıları kabul etti. Erdoğan konuşmasında, savaşın kurbanlarının kadınlar ve çocuklar olduğunu söyledi. "İsrail Gazze'de çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 72 bin sivili katletti" dedi. "Ortadoğu karanlık günler yaşıyor" diyen Erdoğan, "Bölgemizde bir savaş bitmeden diğeri başlıyor." ifadelerini kullandı.

Türk'ün 'savunma' gücü damga vurdu! ROKETSAN Yunanistan'da, Mavi Vatan İsrail'de yankılandı

Türk Savunma Sanayii dünyada yankı uyandırmaya devam ediyor. Son olarak Yunanistan basını, ROKETSAN tarafından geliştirilen kritik füze ve hava savunma sistemlerini mercek altına aldı. İsrail basını ise Mavi Vatan 2026 tatbikatına geniş yer verdi. Her iki ülke basınında yer alan analizlerde, bölgedeki askeri dengelere ilişkin dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi.

YDS SONUÇLARI NE ZAMAN AÇIKLANACAK? 2026 Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (2026-YDS/1) sonuçları hangi gün belli olacak?

Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı'nın (2026-YDS/1) ÖSYM tarafından 5 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilmesinin ardından sınava katılım sağlayan adayların gözü kulağı sınav sonuç tarihine çevrildi. Akademik kariyer, dil tazminatı ve kamu kurumlarındaki dil yeterliliği için kritik önem taşıyan sınavın değerlendirme süreci ise araştırma konularının başında geliyor. Peki Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (2026-YDS/1) sonuçları hangi gün belli olacak?