Son günlerde gündemin ilk sırasında yer alan “mutlak butlan” krizi, iktidar bloğunun “seçimsizleştirme” politikalarının son merhalesi olarak görülmesi gereken bir gelişme hiç kuşkusuz. Diğer yandan dünya genelinde de benzerleri gözlemlenen bu süreç, siyasi kararların halk iradesinden alınarak “uzman kurullarına”, “bağımsız kurumlara” ve “yargısal denetim mekanizmalarına” devredilmesi anlamında bugün başlamadı. Ekonominin toplumsal yarar ve bölüşüm tartışmalarından azade teknik bir uzmanlık olarak sunulması, siyasetin profesyonel bir mesleğe dönüşmesi, hemen her alanda “üst kurullar” mantığı ile halk iradesinin ve meclis denetiminin hiçleştirilmesi, daha çok 90’lı yıllarda tartışılan “derin devlet” ve Gladio örgütlenmelerinin her gelişmede kendini bir kere daha gösteren sürekliliği gibi gerçekler düşünüldüğünde “neoliberal karşı devrimin” kendisinin uzun süreli bir seçimsizleştirme” (depolitizasyon) anlamına geldiği rahatlıkla söylenebilir.
Bugün yine ülkemizin yanında pek çok coğrafyada yaşananlar, siyasi egemenlerin yaklaşan büyük bir çatışma öncesinde, küresel enerji, lojistik ve teknoloji savaşlarının sıcak biçimlere büründüğü bir tarihsel dönemde uluslararası emperyalist bağımlılık ilişkileri içerisinde ülke ekonomilerini küresel meta zincirlerine tam entegre etme zorunluluğu üzerinden değerlendirildiğinde, bu uzun karşı devrim sürecinin yeni bir boyutu olarak anlaşılmalıdır. Bu dönemde artık devletler, demokratik müzakere süreçlerinin kırıntılarını dahi yaklaşan savaş koşullarında birer “maliyet” ve “güvenlik riski” olarak kodlamaktadır. Öyleyse güncel gelişmelerin ve hatta kısa vadeli politik şekillenmelerin ötesinde bakmak yaşamsal bir zorunluluktur.
Her gün farklı araçların ve cephelerin ortaya çıktığı küresel savaş, yapay zekâ başta olmak üzere teknoloji üretiminin ve nadir toprak elementleri ve enerji hammadde kaynaklarının kontrolü mücadelesidir. Çin, savunma sanayii ve ileri teknoloji için kritik olan 17 gruptaki nadir toprak elementi ticaretinde hakimiyet kurarak ABD’nin askeri-sınai üretimini tehdit etmektedir. Yapay zekâ “tekilliğine” ulaşmak için gereken devasa enerji ve mineral ihtiyacı, bu kaynakları “YZ yarışının yakıtı” haline getirmektedir. Bu büyük yarışta kazananın yeni bir hegemonya kuracağı ve geleneksel diplomatik araçların işlevsiz kaldığı görülmektedir.
CHP hakkındaki “mutlak butlan” kararı, sadece bir hukuk tartışması ya da ömrünü uzatmaya çalışan iktidarın pragmatik adımları değil; Türkiye kapitalizminin lojistik, enerji ve madencilik eksenli yeniden yapılandırılma sürecinin bir parçasıdır. Türkiye stratejik hatların merkezinde yer alarak küresel tedarik zincirlerinde bölgesel bir lojistik üs haline getirilmeye çalışılmaktadır. Devlet aygıtı, neredeyse sermayenin bütün fraksiyonlarıyla uyum içerisinde, küresel sermaye akımları ve jeopolitik güç dengeleriyle şekillenen bu süreçte, belirli ekonomik ve siyasal ilişkiler yerleşik hale gelene kadar mevcut iktidar yapısının korunması ve “çatlak seslerin” bastırılmasını stratejik bir tercih olarak öne çıkarmaktadır. Bu bağlamda ana muhalefetin yargı yoluyla dizayn edilmesi, iktidar alternatifi olma kapasitesinin zayıflatılması ve toplumsal tepkilerin ortak bir paydada buluşmasının engellenmesi hedeflenmektedir.
Bu amaçla bölgesel veya küresel bir çatışmalara hazırlanan sermaye için emek gücünün düşük maliyetlerle yeniden organize edilmesi ve toplumsal itirazların kontrolü de hayati önemdedir. Türkiye’de uygulanan sistematik grev yasakları, esnek çalışma biçimleri ve MESEM gibi projelerle çocuk yaşta ucuz emek rezervi oluşturulması, “iç cephenin” savaş ekonomisine uygun hale getirilmesidir.
Konunun bu boyutuyla görülmesi, verilmesi gereken mücadelenin ana ekseni konusunda hiçbir soru işaretine ve kafa karışıklığına mahal vermemektedir. Enerji kaynaklarımız, madenlerimiz, doğal varlıklarımız, emeğimiz ve hatta çocuklarımızın çocukluğu emperyalist savaşların ön cephesi haline gelmiştir ve mutlak surette savunulmalıdır.
Kaynak: BirGün
