HomeTürkçe HaberlerGündemSon dakika... Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sıfır Atık projesiyle 613 bin ağacın kesilmesini engelledik

Son dakika… Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sıfır Atık projesiyle 613 bin ağacın kesilmesini engelledik

Published on

spot_img

İşte Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan satır başları:Uluslararası kuruluşların saygıdeğer temsilcileri, akademi, sivil toplum ve iş dünyasının kıymetli mensupları, kıymetli misafirler, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Medeniyetimizin cümle kapısı olan Aziz İstanbul’da, Sıfır Atık Forumu’nun kapanışında sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden foruma teşrif eden konuklarımızın her birine hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.

İlginizi Çekebilir

Döngüsel ekonomiden iklim dostu üretim modellerine, atığın ekonomik değere dönüştürülmesinden kaynak verimliliğine kadar pek çok önemli başlığın ele alındığı forumun hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sıfır Atık Vakfımız ve bakanlıklarımız başta olmak üzere, bu kapsamlı organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sözlerimin hemen başında, iki gün önce idrak ettiğimiz Dünya Çevre Günü’nüzü ve yine yedi gün boyunca çeşitli etkinliklerle dolu dolu geçirdiğimiz İstanbul Sıfır Atık Haftası’nı canıgönülden tebrik ediyorum.Hem çocuklarımızın hem de ziyaretçilerin çevre ve geri dönüşüm alanlarında farkındalığını artıran Sıfır Atık Festivali ve sergimizin de aynı şekilde hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

“183 ÜLKEDEN KATILIM VAR”

183 ülkeden 120’yi aşkın bakanı, 200’ün üzerinde belediye başkanını ve 500’den fazla uluslararası paydaşı bir araya getiren bu platformu son derece kıymetli bulduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Gençlik teşkilatlarından özel sektöre, sivil toplum kuruluşlarından politika yapıcılara, akademisyenlerden karar vericilere kadar 5 binin üzerinde katılımcının iştirak ettiği bu forum, Türkiye’nin çevre diplomasisinde ulaştığı yüksek seviyenin açık bir göstergesidir. Forumun bir diğer özelliği de yalnızca teorik düzeydeki tartışmalara değil, somut, uygulanabilir ve ölçülebilir çözüm önerilerine odaklanmasıdır. Gerek kapsamı, gerek metodu, gerekse mahiyeti itibarıyla Sıfır Atık Forumu’nun var olan potansiyeli kuvveden fiile çıkaracağına, düşünceyi eylemle buluşturacağına yürekten inanıyorum. Kasım ayında Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31 Taraflar Konferansı’na giden yolda forumun üstlendiği bu misyon çok ama çok değerlidir. Bu bakımdan forumun temasının “Antalya’ya Giden Yol: İklim Eylemi Olarak Sıfır Atık” şeklinde belirlenmesi son derece doğru ve isabetli olmuştur. Foruma fikirleriyle, eleştirileriyle ve tespitleriyle katkı yapan herkese, şahsım ve milletim adına bir kez daha şükranlarımı iletiyorum. İrade beyanları olan ortak deklarasyonun ve ortak sonuç bildirgesinin de çevre ve iklim alanında atılacak yeni adımlar için şimdiden hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni ediyorum.

“İKLİM MESELESİ, SAVAŞ VE SALGIN GİBİ İNSANLIĞI TEHDİT EDEN CİDDİ BİR SORUN”

Kıymetli misafirler, şunu hepimiz çok iyi biliyoruz. İklim meselesi, tıpkı savaş ve küresel salgın gibi insanlığın tamamını tehdit eden ciddi bir sorundur. Özellikle sanayi devrimi ile birlikte hava kirliliğinden gıda kirliliğine, hatta gıda kıtlığına, atık yönetiminden doğal afetlere, iklim ve üretim kaynaklı problemlerin kelebek etkisiyle birbirini tetiklediği inkâr edilemez bir hakikattir. Bu problemlerin etkisi enerjiden ulaşıma, sağlıktan tarım ve hayvancılığa kadar çok geniş bir alanda her geçen yıl daha da fazla hissedilmektedir. Fakat şu gerçeği de burada açıkça ifade etmemiz gerekiyor. Milyarlarca yıllık dünya tarihinde iklim hemen her çağda değişime uğramıştır. Buradaki asıl mesele, bu değişimin krize yol açmadan yönetilebilmesidir. Dolayısıyla bu sorunu iklim değişikliğinden ziyade iklim krizi olarak ele almamızın, inanıyorum ki daha gerçekçi olacağıdır. Bunu yalnızca isimlendirme düzeyinde kalan sathi bir anlaşmazlığı tekrar su yüzüne çıkarmak için söylemiyorum. Bilakis meseleyi doğru adlandırmanın rasyonel çözümleri beraberinde getireceğini vurgulamak adına özellikle dile getiriyorum.

“BİLİNÇSİZ TÜKETİM ALIŞKANLIKLARI, TABİATI HIRPALIYOR”

Şu hususu da dikkatinize sunmakta fayda görüyorum. Yapay zekâ ve yeni teknolojilerin üretimi hızlandırdığı, bilinçsiz tüketim alışkanlıklarının tabiatı hırpaladığı, modernitenin tahrip edici etkilerinin hem zihinlerde hem de davranışlarda ortaya çıktığı bir dönemi yaşıyoruz. Dünyanın bir kısmı refah ve zenginlik içinde yaşarken, ciddi bir yekûn teşkil eden diğer bir bölümü açlık, yoksulluk ve hastalıklarla mücadele ediyor. İklim krizinin derinleşmesinde en büyük payı olan ülkeler, aynı zamanda bu krizden en az etkilenen ülkelerden oluşuyor. Bir tarafta milyonlarca insan yiyecek bir lokma ekmek, içecek bir yudum su bulabilmek için çetin şartlarla boğuşurken, diğer tarafta lüks ve israf tüm hoyratlığıyla devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın yayımladığı rapora göre, şu anda dünyanın farklı bölgelerinde 43 milyon çocuk açlığın pençesinde kıvranmaktadır. Bir yıl içerisinde üretilen gıdanın üçte biri, yani 1,3 milyar tonu israf edilmektedir. Her sene 3 milyondan fazla çocuk, açlıkla bağlantılı hastalıklar neticesinde henüz ömrünün baharındayken hayata veda etmektedir. Öte yandan atık sorunu da küresel çapta önemli bir tehdit unsuru olarak karşımızda durmaktadır. Eşim Emine Erdoğan’ın forumun açılışında gündeme getirdiği, Pasifik Okyanusu’nun kuzeyinde tonlarca atık ve plastikten oluşan, 1,6 milyon kilometrekare büyüklüğündeki çöp kıtası sorunu, hangi vahim boyutlara vardığını ortaya koyan gerçekten ürkütücü bir örnektir. Elimizdeki veriler bu sorunun azalmak bir yana daha da derinleşeceğini gösteriyor. 2023’te 2,1 milyar ton olan katı atık miktarının, eğer önlem alınmazsa, 2050’de 3,8 milyar tona yükselmesi bekleniyor.

Kıymetli katılımcılar, Türkiye olarak tabiatı hem Rabbimizin bizlere emaneti hem de gelecek nesillere teslim edilmesi gereken bir miras olarak görüyoruz. Çevre, iklim ve atık yönetimi noktasında gerekli adımları titizlikle atıyoruz. Yeşil dönüşüm, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir kalkınmayı temel alan bir yaklaşımla hareket ediyoruz. İklim krizinin etkilerini asgari seviyeye indirmek için yoğun çaba harcıyoruz. 2017’de eşim Emine Erdoğan’ın öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi, bugün hamdolsun Birleşmiş Milletler nezdinde kabul gören küresel bir çevre seferberliğine dönüştü. 2022’de Türkiye’nin ana sunucu, 105 ülkenin de ortak sunucu olduğu oylamada 30 Mart’ın Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak ilan edilmesi, bu yöndeki samimi çabaların en kıymetli meyvesi oldu.

Hayata geçirilen proje ve uygulamalarla ekonomimize tam 365 milyar lira katkı sağladık. 90 milyon ton atığı geri kazandırdık. 613 milyon ağacın kesilmesini engelledik. 36 milyon ağacın karbon salımına denk gelen 180 milyon ton sera gazı salımının önüne geçtik. 2 trilyon litre su, 270 milyar kilovatsaat enerji, 60 milyar litre petrol ve 390 milyon metreküp atık depolama alanı tasarrufu temin ettik. 2017’de yüzde 13 olan geri kazanım oranımız, 2025’te yüzde 37,53’e, yani neredeyse üç katına çıktı. Bu oranı 2035’te yüzde 60’a, 2053’te ise inşallah yüzde 70’e çıkaracağız. 2053 net sıfır emisyon hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle, 2017 yılında çevre hassasiyetinin ve gelecek nesillere yönelik derin bir mesuliyet bilincinin simgesi olarak başlayan Sıfır Atık Hareketi’ni, 9 yıl gibi kısa sürede global bir çevre ve iklim mücadelesine dönüştüren, başta harekete ilham veren ve öncülük edenler olmak üzere tüm emek sahiplerine yürekten teşekkür ediyorum. Sıfır Atık Forumu’nun bir kez daha hayırlara vesile olmasını diliyor, forumu teşrif eden kıymetli misafirlerimizle programın icrasına destek olan tüm kurum ve kuruluşlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Tekrar görüşmek temennisiyle, sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

Kaynak: Milliyet

Latest articles

NATO prangası ve Cumhuriyetçilerin sınavı

Berkay Kemal Önoğlu

İçeride, patron egemenliği sürsün diye nice gençlerimiz, işçilerimiz, aydınlarımız vuruldu. NATO kontrgerillanın beşiği oldu. Türkiye içinde ABD oldu. Artık bu prangadan kurtulmanın, Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkmasının en hayati olduğu süreçten geçiyoruz. Bu memleket tam bağımsız, emekçi bir Cumhuriyet olarak yeniden ayağa kalkacak!

Ankara, 2026’nın Temmuz sıcağına alışılmışın ötesinde bir gerilimle hazırlanıyor. 

Başkent sokaklarında şimdiden polis barikatlarının, kimlik kontrol noktalarının ve "kırmızı alan" ilan edilen protokol yollarının yerleri belirlenmiş durumda. Yüksek önlem paketi çoktan açıklandı. 7-8 Temmuz tarihlerinde Külliye’de toplanacak 36. NATO Zirvesi öncesinde, şehrin 9 merkez ilçesinde adeta ilan edilmemiş bir olağanüstü hal yaşatmaya kararlılar.

Kültür sanat etkinlikleri, paneller ve açık hava buluşmaları yasaklanırken sınavlar bile apar topar ertelendi. Lojman sakinleri evlerinden tahliye edildi; tarihi alanlar ve fabrikalar NATO altyapısı için şantiyeye dönüştürüldü. Elbette, halkın günlük yaşamını felç edecek bu devasa kuşatma, okyanusun diğer kıyısından getirilen emperyalist planların ülkemize dayatılması için.

AKP iktidarı; derinleşen ekonomik krizin, içeride yaşadığı açmazların ve diplomatik sıkışmışlığın faturasını emperyalizme tam teslimiyetle ödemeye çalışıyor. Tüm dünyada savaş rüzgarları hiç olmadığı kadar sert esiyor. NATO; haksız ve hukuksuz şekilde doğuya, güneye, Asya-Pasifik’e doğru genişleyerek bağımsız ülkeleri açıkça hedef alıyor. Rusya kuşatılıyor, Ortadoğu’da İsrail-ABD ekseni kan dökmeye devam ediyor, İran doğrudan namlunun ucuna yerleştiriliyor. İşte böyle karanlık tabloda ABD yönetiminin ve bizzat Ankara'ya geleceği açıklanan Donald Trump’ın dünyayı ateşe veren saldırgan politikalarına için Türkiye, adeta gönüllü bir ileri karakol olmak için öne atılıyor. Türkiye’yi yönetenler, Ankara'daki zirvede son derece tehlikeli, operasyonel yeni görevlere talip olacak gibi görünüyor.

Karadeniz'i bir NATO gölüne çevirme operasyonlarının parçası olmak, Avrupa güvenlik mimarisi dedikleri projeye mal bulmuş mağribi gibi koşup taraf olmak, ABD ve İsrail vekil güçlerinin lojistik ve askeri sorumluluğuna yeltenmek oldukça kısa vadede çok ağır sonuçlar doğurabilir. Her şeyden önce, emekçi halkımızın bütün bu tavizleri ve işbirlikçi pozisyonun bedelini sofrasında hissetmesi kaçınılmazdır. Ama bu gelişmeler aynı zamanda, Türkiye'yi geniş çaplı bir çatışmanın doğrudan hedefi hâline getirebilecek ölçüde büyük bir sorumsuzluktur da.

Bu ülkenin bağımsızlığı, egemenliği, evlatlarının canı, halkının refahı; Washington’daki lobilerin, silah tekellerinin, patronların bitmeyen kâr hırsının, emperyalist büyüme iştahının ya da iktidarın koltuk ömrünü uzatma hamlelerinin pazarlık konusu olamaz.

Bunun için Ankara sokaklarındaki gerilim sadece polis bariyerinden, kapanan yollardan ya da yasaklardan ibaret değil. Etimesgut Askeri Havalimanı’nın genişletilmesi, VIP karşılama salonları ve lüks konukevleri için sadece ilk kalemde harcanan milyarlarca lira, açlık sınırında yaşayan halkın cebinden çıkıyor. Bizim kaynaklarımız, emperyalist patronların önlerine serilen kırmızı halılarla ağırlanması için çarçur edilirken, bu tavizkar politikaların asıl faturası yarın savaş gerçekten kapıya dayandığında ödenecek. Eğer bu işbirlikçi siyaset engellenmezse Türkiye komşularıyla kalıcı düşmanlıklara itilecek, çok ciddi tehditlerin ortasında kalacak ve haksız savaşların lojistik üssü olarak tescillenecek.

Cumhuriyetçilerin, yurtseverlerin, komünistlerin, bu ülkenin namuslu bütün yurttaşlarının sesini kısmak istemelerinin sebebi tam olarak budur.

Memleketi sevmek lafla değil, eylemle olur diyorsak; bugün NATO’dan medet ummanın, Batı başkentlerinden demokrasi dilenmenin ne büyük bir saflık olduğunu da çoktan görmüş olmamız gerekiyor. Bunu bize Minab okul saldırısında 165 kız çocuğunu bomba atıp katlederek gösterdiler. Gazze'de yıkıntılar altına on binlercesini canlı canlı gömdüklerinde gösterdiler. Avrupa bu katliamlara sesini çıkaranı sokaklarda copladı, hapse attı. Biz gerçeği görelim diye…

Artık o boyalı liberal demokrasinin makyajı tamamen dökülmüş, ideolojik sermayesi sıfırlanmıştır.

Bugün Cumhuriyetçiler Kurultayı'nın 3 ana oturumundan birinde işte bunları konuşuyor olacağız.

“Ya NATO, ya tam bağımsızlık” diyeceğiz. Bu sözde ittifak 1952’den beri bize çok pahalıya mal oldu. Ne cinayetler, ne katliamlardan geçtik. İçeride, patron egemenliği sürsün diye nice gençlerimiz, işçilerimiz, aydınlarımız vuruldu. NATO kontrgerillanın beşiği oldu. Türkiye içinde ABD oldu. Artık bu prangadan kurtulmanın, Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkmasının en hayati olduğu süreçten geçiyoruz. Arkamızda koca bir Milli Mücadele mirası var; emperyalizmin yenilmez olmadığını bu topraklara biz kanıtladık. Cumhuriyetçiler yan yana geldikçe o barikatlar birer birer yıkılacak. Bu memleket tam bağımsız, emekçi bir Cumhuriyet olarak yeniden ayağa kalkacak!

Ukrayna'dan Rusya'ya İHA saldırısı

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski, Rusya lideri Putin’e yönelik 'yüz yüze görüşerek barış tesis etme' çağrısında bulunmuştu. Moskova'dan olumsuz yanıtın gelmesiyle birlikte cephedeki operasyonlar şiddetlendi.

Son dakika haberi: Esenyurt'ta okulda yangın

Son dakika haberine göre; Esenyurt İbrahim Özaydın İlkokulu'nda henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine olay yerine itfaiye, acil sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Ekiplerin alevlere müdahalesi sürüyor.

İsrail ateşkese rağmen Beyrut'u vurdu

İsrail'in ateşkese rağmen Lübnan'ın başkenti Beyrut'un banliyölerine yönelik saldırılarında en az 2 kişi hayatını kaybetti. İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızayi, saldırının ardından, "Siyonist rejimin banliyölere yönelik saldırısına kararlı ve acı verici bir karşılık vereceğiz" dedi.

More like this

NATO prangası ve Cumhuriyetçilerin sınavı

Berkay Kemal Önoğlu

İçeride, patron egemenliği sürsün diye nice gençlerimiz, işçilerimiz, aydınlarımız vuruldu. NATO kontrgerillanın beşiği oldu. Türkiye içinde ABD oldu. Artık bu prangadan kurtulmanın, Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkmasının en hayati olduğu süreçten geçiyoruz. Bu memleket tam bağımsız, emekçi bir Cumhuriyet olarak yeniden ayağa kalkacak!

Ankara, 2026’nın Temmuz sıcağına alışılmışın ötesinde bir gerilimle hazırlanıyor. 

Başkent sokaklarında şimdiden polis barikatlarının, kimlik kontrol noktalarının ve "kırmızı alan" ilan edilen protokol yollarının yerleri belirlenmiş durumda. Yüksek önlem paketi çoktan açıklandı. 7-8 Temmuz tarihlerinde Külliye’de toplanacak 36. NATO Zirvesi öncesinde, şehrin 9 merkez ilçesinde adeta ilan edilmemiş bir olağanüstü hal yaşatmaya kararlılar.

Kültür sanat etkinlikleri, paneller ve açık hava buluşmaları yasaklanırken sınavlar bile apar topar ertelendi. Lojman sakinleri evlerinden tahliye edildi; tarihi alanlar ve fabrikalar NATO altyapısı için şantiyeye dönüştürüldü. Elbette, halkın günlük yaşamını felç edecek bu devasa kuşatma, okyanusun diğer kıyısından getirilen emperyalist planların ülkemize dayatılması için.

AKP iktidarı; derinleşen ekonomik krizin, içeride yaşadığı açmazların ve diplomatik sıkışmışlığın faturasını emperyalizme tam teslimiyetle ödemeye çalışıyor. Tüm dünyada savaş rüzgarları hiç olmadığı kadar sert esiyor. NATO; haksız ve hukuksuz şekilde doğuya, güneye, Asya-Pasifik’e doğru genişleyerek bağımsız ülkeleri açıkça hedef alıyor. Rusya kuşatılıyor, Ortadoğu’da İsrail-ABD ekseni kan dökmeye devam ediyor, İran doğrudan namlunun ucuna yerleştiriliyor. İşte böyle karanlık tabloda ABD yönetiminin ve bizzat Ankara'ya geleceği açıklanan Donald Trump’ın dünyayı ateşe veren saldırgan politikalarına için Türkiye, adeta gönüllü bir ileri karakol olmak için öne atılıyor. Türkiye’yi yönetenler, Ankara'daki zirvede son derece tehlikeli, operasyonel yeni görevlere talip olacak gibi görünüyor.

Karadeniz'i bir NATO gölüne çevirme operasyonlarının parçası olmak, Avrupa güvenlik mimarisi dedikleri projeye mal bulmuş mağribi gibi koşup taraf olmak, ABD ve İsrail vekil güçlerinin lojistik ve askeri sorumluluğuna yeltenmek oldukça kısa vadede çok ağır sonuçlar doğurabilir. Her şeyden önce, emekçi halkımızın bütün bu tavizleri ve işbirlikçi pozisyonun bedelini sofrasında hissetmesi kaçınılmazdır. Ama bu gelişmeler aynı zamanda, Türkiye'yi geniş çaplı bir çatışmanın doğrudan hedefi hâline getirebilecek ölçüde büyük bir sorumsuzluktur da.

Bu ülkenin bağımsızlığı, egemenliği, evlatlarının canı, halkının refahı; Washington’daki lobilerin, silah tekellerinin, patronların bitmeyen kâr hırsının, emperyalist büyüme iştahının ya da iktidarın koltuk ömrünü uzatma hamlelerinin pazarlık konusu olamaz.

Bunun için Ankara sokaklarındaki gerilim sadece polis bariyerinden, kapanan yollardan ya da yasaklardan ibaret değil. Etimesgut Askeri Havalimanı’nın genişletilmesi, VIP karşılama salonları ve lüks konukevleri için sadece ilk kalemde harcanan milyarlarca lira, açlık sınırında yaşayan halkın cebinden çıkıyor. Bizim kaynaklarımız, emperyalist patronların önlerine serilen kırmızı halılarla ağırlanması için çarçur edilirken, bu tavizkar politikaların asıl faturası yarın savaş gerçekten kapıya dayandığında ödenecek. Eğer bu işbirlikçi siyaset engellenmezse Türkiye komşularıyla kalıcı düşmanlıklara itilecek, çok ciddi tehditlerin ortasında kalacak ve haksız savaşların lojistik üssü olarak tescillenecek.

Cumhuriyetçilerin, yurtseverlerin, komünistlerin, bu ülkenin namuslu bütün yurttaşlarının sesini kısmak istemelerinin sebebi tam olarak budur.

Memleketi sevmek lafla değil, eylemle olur diyorsak; bugün NATO’dan medet ummanın, Batı başkentlerinden demokrasi dilenmenin ne büyük bir saflık olduğunu da çoktan görmüş olmamız gerekiyor. Bunu bize Minab okul saldırısında 165 kız çocuğunu bomba atıp katlederek gösterdiler. Gazze'de yıkıntılar altına on binlercesini canlı canlı gömdüklerinde gösterdiler. Avrupa bu katliamlara sesini çıkaranı sokaklarda copladı, hapse attı. Biz gerçeği görelim diye…

Artık o boyalı liberal demokrasinin makyajı tamamen dökülmüş, ideolojik sermayesi sıfırlanmıştır.

Bugün Cumhuriyetçiler Kurultayı'nın 3 ana oturumundan birinde işte bunları konuşuyor olacağız.

“Ya NATO, ya tam bağımsızlık” diyeceğiz. Bu sözde ittifak 1952’den beri bize çok pahalıya mal oldu. Ne cinayetler, ne katliamlardan geçtik. İçeride, patron egemenliği sürsün diye nice gençlerimiz, işçilerimiz, aydınlarımız vuruldu. NATO kontrgerillanın beşiği oldu. Türkiye içinde ABD oldu. Artık bu prangadan kurtulmanın, Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkmasının en hayati olduğu süreçten geçiyoruz. Arkamızda koca bir Milli Mücadele mirası var; emperyalizmin yenilmez olmadığını bu topraklara biz kanıtladık. Cumhuriyetçiler yan yana geldikçe o barikatlar birer birer yıkılacak. Bu memleket tam bağımsız, emekçi bir Cumhuriyet olarak yeniden ayağa kalkacak!

Ukrayna'dan Rusya'ya İHA saldırısı

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski, Rusya lideri Putin’e yönelik 'yüz yüze görüşerek barış tesis etme' çağrısında bulunmuştu. Moskova'dan olumsuz yanıtın gelmesiyle birlikte cephedeki operasyonlar şiddetlendi.

Son dakika haberi: Esenyurt'ta okulda yangın

Son dakika haberine göre; Esenyurt İbrahim Özaydın İlkokulu'nda henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı. İhbar üzerine olay yerine itfaiye, acil sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Ekiplerin alevlere müdahalesi sürüyor.