HomeTürkçe HaberlerEkonomiİş yerinde güvenli ve güçlü ilişki nasıl kurulur?

İş yerinde güvenli ve güçlü ilişki nasıl kurulur?

Published on

spot_img

İlk bakışta önemsiz gibi görünen günlük davranışlar, zaman içinde sessiz ama güçlü bir şekilde güven inşa ediyor. Forbes Coaches Council üyeleri, iş yerinde ilişkileri güçlendiren ve kariyer gelişiminden kurumsal performansa kadar birçok alanda etkili olan alışkanlıkları paylaştı.

Cömertliği alışkanlık haline getirin

Uzmanlara göre iş yerinde güçlü ilişkiler kurmanın en etkili yollarından biri, karşılık beklemeden destek sunmak. Bir ekip arkadaşının yerine toplantıya katılmak, önemli bilgileri paylaşmak veya başkasının işini kolaylaştıracak bir göreve gönüllü olmak güven ve iyi niyet oluşturuyor. İnsanlar, gerçekten yardım etmek isteyen kişilere daha fazla değer veriyor.

İletişimi kişiye göre uyarlayın

Herkes aynı iletişim tarzına sahip değil. Bu nedenle karşı tarafın çalışma ve iletişim biçimini anlamak, ilişkileri güçlendiren önemli unsurlar arasında yer alıyor. Uzmanlar, insanların karakteristik özelliklerine uygun bir iletişim dili kullanmanın güveni artırdığını, çatışmaları azalttığını ve ekip içindeki uyumu güçlendirdiğini belirtiyor.

Çözüm arayışına başkalarını dahil edin

Bir sorunun çözümünü tek başına üretmeye çalışmak yerine, henüz net bir cevaba ulaşmadan meslektaşlardan görüş istemek iş birliğini artırıyor. “Bu konuda neyi gözden kaçırıyorum?” gibi sorular, karşı tarafa değer verildiğini hissettirirken ortak sorumluluk duygusunu da güçlendiriyor.

Toplantı sonrasında iletişimi sürdürün

İş ilişkilerinin önemli bir bölümü toplantı odasının dışında şekilleniyor. Toplantı sırasında sözünü tamamlayamayan bir kişiye daha sonra ulaşmak veya görüşlerini detaylandırmasını istemek, samimi ve güvene dayalı ilişkiler kurulmasına katkı sağlıyor.

Yardım teklif etmeyi ihmal etmeyin

“Size nasıl yardımcı olabilirim?” sorusu, güçlü iş ilişkilerinin başlangıç noktalarından biri olarak görülüyor. Küçük destekler ve çözüm odaklı yaklaşımlar zamanla karşılıklı güveni artırırken, ekip içinde daha açık ve sağlıklı bir iletişim ortamı yaratıyor.

Merak edin ve gerçekten dinleyin

Uzmanlar, insanların üzerinde çalıştıkları projeler, karşılaştıkları zorluklar ve önem verdikleri konular hakkında sorular sormanın güçlü bağlar kurduğunu vurguluyor. Ancak asıl önemli olan, soruyu sorduktan sonra dikkatle dinlemek. İnsanlar kendilerini gerçekten dinleyen ve anlamaya çalışan kişileri unutmaz.

Duyduklarınızı geri yansıtın

Aktif dinleme, iş yerinde güven oluşturmanın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Meslektaşların paylaştığı düşünceleri özetleyerek geri yansıtmak, onların anlaşıldığını hissetmesini sağlıyor. Bu yaklaşım, karşılıklı saygıyı ve iş birliğini güçlendiriyor.

Küçük ama sürekli bağlar kurun

İlişkiler tek seferlik büyük jestlerle değil, düzenli ve küçük temaslarla gelişiyor. Bir meslektaşın projesi hakkında soru sormak, daha sonra süreci takip etmek veya faydalı bir kaynak paylaşmak, zaman içinde güven ve aidiyet hissi oluşturuyor.

Farklı departmanlarla temas kurun

Şirket içinde farklı ekiplerde çalışan kişilerden görüş almak hem yeni bakış açıları kazandırıyor hem de kurum içi ilişkileri genişletiyor. Uzmanlara göre insanlar fikirlerinin sorulmasından hoşlanıyor ve bu tür etkileşimler yeni iş birliklerinin önünü açıyor.

Uzmanlıktan yararlanın

Her konuda tek başına çözüm üretmeye çalışmak yerine, belirli alanlarda yetkin kişilere danışmak hem daha iyi sonuçlar alınmasını sağlıyor hem de profesyonel ilişkileri güçlendiriyor. Uzmanların görüşlerine başvurmak, karşılıklı güvenin gelişmesine katkı sağlıyor.

Takdir etmeyi alışkanlık haline getirin

Gerçek ve karşılıksız takdir, güven inşa etmenin en etkili yollarından biri olarak görülüyor. Bir kişinin yaptığı işi veya gösterdiği başarıyı içtenlikle takdir etmek, ilişkilerin güçlenmesine yardımcı oluyor. Uzmanlar, insanların fark edildiklerini hissetmelerinin bağlılığı artırdığını belirtiyor.

Güçlü yönleri görünür kılın

Meslektaşların güçlü yanlarını somut örneklerle dile getirmek, onların değer gördüğünü hissetmesini sağlıyor. “Karmaşık durumları düzenleme konusunda çok başarılısın” veya “İnsanları bir araya getirme konusunda güçlü bir yeteneğin var” gibi geri bildirimler güven ortamını destekliyor.

Açık diyaloğu teşvik edin

Çalışanların fikirlerini rahatça paylaşabildiği ortamlar, güçlü ekip ilişkilerinin temelini oluşturuyor. İnsanların kendilerini dinlenmiş, görülmüş ve değerli hissettikleri toplantılar, kurum içinde güven kültürünün gelişmesine katkı sağlıyor. Uzmanlara göre açık iletişim ortamı, hem ekip içi ilişkileri hem de genel iş performansını olumlu etkiliyor.

Kaynak: Forbes Türkiye

Latest articles

Türkiye, Dünya Kupası'nda ilk puanının peşinde

Türkiye, 2026 Dünya Kupası D Grubu'ndaki üçüncü ve son maçında ev sahibi ülkelerden ABD ile karşı karşıya geliyor. İlk iki maçında mağlup olan ve gruptan elenmesi kesinleşen Ay Yıldızlılar ilk puanını almak istiyor

Datça'nın temizliği için çalışma

BirGün EGE

Muğla'nın turizm cenneti ilçelerinden Datça'da, belediye ekipleri yarımadanın temizliği ve estetik dokusunun korunması için gece gündüz demeden çalışıyor. Gece saatlerinde yürütülen kapsamlı mesaiyle, ilçenin ana arterleri yeni güne hazırlandı. Datça Belediyesi, yarımadanın kendine has duru güzelliğini korumak, yerel halka ve ilçeyi ziyaret eden misafirlere daha ferah, daha temiz bir yaşam alanı sunmak amacıyla sokak temizliği çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Gündüz yürütülen rutin temizlik işlerinin yanı sıra, kent trafiğinin ve insan yoğunluğunun azaldığı gece saatlerinde de kapsamlı bir temizlik mesaisi harcanıyor.

Datça Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, gece saatlerinde Şenkaya Kavşağı'nda geniş çaplı bir temizlik ve yıkama çalışması başlattı. Özel temizlik araçları ve personellerin titizlikle yürüttüğü çalışmalar, ilçenin kalbi konumundaki Liman mevkiinde tamamlandı. Yol süpürme ve tazyikli suyla yıkama işlemlerinin ardından caddeler sabaha pırıl pırıl bir şekilde hazırlandı.

Datça Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri, önümüzdeki günlerde kentin diğer sokak ve caddelerinde de temizlik çalışmalarını sürdürecek. 

OHAL’siz yönetemiyor

Geçen gün iş çıkışı İstiklal Caddesi’nde lise çağında gençlerden oluşan muazzam bir kalabalığa rastladım. Galatasaray Lisesi önünde toplanmışlar, bir müzikal etkinlik için kuyruğa giriyorlardı. Ben kuyruğu Fransız Konsolosluğu’na kadar takip edebildim. Daha da geliyorlardı. Cıvıl cıvıl, hareketli, içi içine sığmayan bir kalabalık.

Ama asıl dikkatimi çeken şey başkaydı.

Bir tek polis bile bu toplaşmaya müdahale etmedi. Bir tek polis bile görülmüyordu ortalıkta. Cadde-i Kebir’in rutininden farklı olarak, o “demirbaş zırhlı araçları, TOMA’ları, resmisiyle siviliyle, yüzlerce (kimi zaman binlerce) memurundan” eser yoktu rejimin. 

Niye? Çünkü bu gençlerin toplaşma nedeni müzik ve eğlenceydi. Harika bir ortamdı. Anlaşılan çok sevdikleri bir topluluk ya da şarkıcıyı görebilmek için kim bilir nerelerden akın akın geliyorlardı. Coşku ve heyecanlarına İmrendim. Onların yaşına dönebilmek, o heyecanı tadabilmek isterdim. Yoluma devam ederken, aklımdan geçenler ise bu ülkenin başka gerçekleriydi.

O binlerce gencin sadece birkaç yüzü, hattâ ve hattâ sadece 10 – 15’i, ellerinde bir pankart ve bir megafonla rejim karşıtı, düzen karşıtı bir slogan atarak Galatasaray Meydanı’ndan Taksim’e doğru hareket etmeye başlasalar, Yunan Konsolosluğuna (300 metre) bile varamadan “fena halde sopa yiyip, derdest edilmeleri” garantiydi.

Çünkü, rejim “itiraz eden” sesler istemiyor. Tahammülü yok, aykırı bir düşünceye. Sadece gençlerin değil, memleket sathında tek bir metre kare alanda bile “muhalif” bir homurdanmaya karşı dayanılmaz bir alerjik refleks duygusuyla dopdolu, muktedir.

Eğitim sistemine itiraz eden öğrenci ve öğretmenlerin, ya da doktorun, mühendisin, avukatın, esnafın ensesine anında “coplar inip kalkıyor”.

Çalışma koşullarını ve kölelik ücretini onuruna yediremeyen her sektörde emekçinin “gözünün içine içine biber gazını” sıkıveriyor, muktedirin polisi – jandarması. 

Emekli olduğu için sanki bir an önce ölmesi ve bu gezegenin yüzünden kaybolması istenen insanların sesini duyduğu anda, “Rejimin TOMA’sı” anında tazyikli suyu fışkırtıveriyor, suratına suratına.

Taşına, toprağına, deresine, ağacına, yeşiline, mavisine sahip çıkmak isteyen, açgözlü doğa düşmanı sömürge madencilerine geçit vermemeye kararlı köylüye jandarma, bütün hışmıyla “Allah yarattı demeden” girişiveriyor, yerlerde sürüklemecesine.

Erkek milleti karşısında “555’inci sınıf bir canlı türü” muamelesi görmek istemeyen ve hemcinslerinin artık “günaşırı” değil, neredeyse “saat başı” öldürülmesine isyan eden kadınların mor renkli pankart ve dövizlerini gördüğünde adeta “düşman ordusu görmüşcesine” hücum ediyor, muktedirin kuvvetleri.

Hak aramak, protesto etmek, barışçıl bir gösteri düzenlemek sanki Anayasa’nın 34’ncü maddesinin, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın, BM ve Avrupa İnsan Hakları metinlerinin sağladığı (insan olmaktan kaynaklı) doğal haklar değilmiş gibi, hep “sopa, gözaltı, tutuklama, mahkûmiyet tehdidi” ile karşılanıyor.

Dünya emperyalizminin en geniş örgütlü mega silahlı gücü niteliğindeki NATO’nun Ankara Zirvesi için de, muktedir aynı reflekslerini devreye sokmuş bulunuyor. Muktedir, günler öncesinden başlayarak adeta bir “ön temizlik” harekatına girişmiş durumda. Önüne gelenin evini barkını, ofisini basıp gözaltına alıyor. Adeta 1930’ların, 40’ların ve 50’lerin o meşhur “Komünist Tevkifatları” benzeri bir cadı avı var sokaklarda.

Ankara’ya gelecek “hatırlı konukların” rahatsız edilmemesi amacıyla, muktedir hiçbir şeyi şansa bırakmama kararlılığında görünüyor. “NATO protesto edilmesin, ‘Yankee Go Home’ sloganları duyulmasın, emperyalistlere defolun diye bağırılmasın” istiyor.

Muktedirin elinden gelse, Osmanlı’nın son dönemlerinde yabancı misafirlerin gelişi öncesinde sokak köpeklerinin toplanıp Hayırsız Ada’ya tecrit için gönderildikleri gibi, “Muhalif soykırımı” bile yapabilmeyi çok arzuladığın belli ediyor.

Ecnebi misafirlerin gelişi için yapılan “nizam - intizam” hazırlıklarının en utanç verici örneklerinden olan 1946’da Missouri Zırhlısı gelmeden, 1969 yılında 6’ncı Filo’nun gelişi öncesinde genelevlerin beyaza boyanması için talimat verenlerin torunları, bugün de Ankara’da yoksulluk ve sefaletin görülmemesi için yol boyunca “boyama ve perdeleme” harekatı gerçekleştiriyor.

Mesele, sadece ecnebilere şirin görünmekten de ibaret değil tabi. NATO – MATO bahane edilerek yapılabilecek yaygın protesto gösterilerinin, toplumsal muhalefetin enerjisine ilave katkıda bulunabilme ihtimalinden ödü kopuyor muktedirin.

OHAL, hattâ sıkıyönetim düzenine geçiş, daha doğrusu zaten en az 20 senedir varolan ve fiiliyatta kalkmayan bu düzenin ağırlaştırılması için alınan önlemler hep bunun için.

Çünkü, OHAL’siz yönetemiyor artık memleketi. Yani, “sopasız” hakim olamıyor ortalığa.

Medyayı susturması, muhalefet partilerini kendi istediği şekilde bir “oyun hamuruna” dönüştürme arzusu, sokakta “çıt çıkmaması” için gece gündüz elinden geleni yapması, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü nüfusunu, artık inanılmaz boyutlara çıkarması hep bundan.

Kontrol kayboldu bir kere.

Vitesi, artık “O” (OHAL) modunda doludizgin ilerliyor, motoru yanmakta olan araba.

Kendi de farkında bunun… Artık, yokuş aşağı frene de şanzmana da, hakim olamadan düşüşte. Silecekler bile çalışmıyor, çamur içindeki ön camı silmeye de yetişemiyor.

Ama, OHAL’den bıkan ve bu hali reddeden halk için iyi işaret bunlar.

Rejim artık can çekişiyor.

Kentlerde “butlan” tasfiyesi: Taban desteği olmadan yönetemezler

Mahkeme kararı ile göreve getirilen CHP yönetimi, sekiz il başkanını ihraç ederek yerlerine yeni isimleri atadı. BirGün’e konuşan CHP’liler, atanan isimlerin örgüt binalarına ancak kapıları kırarak ya da çilingir yardımıyla girdiğinin altını çizerek, “Atanmışlar, örgütü taban desteği olmadan yönetemez” dedi.

More like this

Türkiye, Dünya Kupası'nda ilk puanının peşinde

Türkiye, 2026 Dünya Kupası D Grubu'ndaki üçüncü ve son maçında ev sahibi ülkelerden ABD ile karşı karşıya geliyor. İlk iki maçında mağlup olan ve gruptan elenmesi kesinleşen Ay Yıldızlılar ilk puanını almak istiyor

Datça'nın temizliği için çalışma

BirGün EGE

Muğla'nın turizm cenneti ilçelerinden Datça'da, belediye ekipleri yarımadanın temizliği ve estetik dokusunun korunması için gece gündüz demeden çalışıyor. Gece saatlerinde yürütülen kapsamlı mesaiyle, ilçenin ana arterleri yeni güne hazırlandı. Datça Belediyesi, yarımadanın kendine has duru güzelliğini korumak, yerel halka ve ilçeyi ziyaret eden misafirlere daha ferah, daha temiz bir yaşam alanı sunmak amacıyla sokak temizliği çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Gündüz yürütülen rutin temizlik işlerinin yanı sıra, kent trafiğinin ve insan yoğunluğunun azaldığı gece saatlerinde de kapsamlı bir temizlik mesaisi harcanıyor.

Datça Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü'ne bağlı ekipler, gece saatlerinde Şenkaya Kavşağı'nda geniş çaplı bir temizlik ve yıkama çalışması başlattı. Özel temizlik araçları ve personellerin titizlikle yürüttüğü çalışmalar, ilçenin kalbi konumundaki Liman mevkiinde tamamlandı. Yol süpürme ve tazyikli suyla yıkama işlemlerinin ardından caddeler sabaha pırıl pırıl bir şekilde hazırlandı.

Datça Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri, önümüzdeki günlerde kentin diğer sokak ve caddelerinde de temizlik çalışmalarını sürdürecek. 

OHAL’siz yönetemiyor

Geçen gün iş çıkışı İstiklal Caddesi’nde lise çağında gençlerden oluşan muazzam bir kalabalığa rastladım. Galatasaray Lisesi önünde toplanmışlar, bir müzikal etkinlik için kuyruğa giriyorlardı. Ben kuyruğu Fransız Konsolosluğu’na kadar takip edebildim. Daha da geliyorlardı. Cıvıl cıvıl, hareketli, içi içine sığmayan bir kalabalık.

Ama asıl dikkatimi çeken şey başkaydı.

Bir tek polis bile bu toplaşmaya müdahale etmedi. Bir tek polis bile görülmüyordu ortalıkta. Cadde-i Kebir’in rutininden farklı olarak, o “demirbaş zırhlı araçları, TOMA’ları, resmisiyle siviliyle, yüzlerce (kimi zaman binlerce) memurundan” eser yoktu rejimin. 

Niye? Çünkü bu gençlerin toplaşma nedeni müzik ve eğlenceydi. Harika bir ortamdı. Anlaşılan çok sevdikleri bir topluluk ya da şarkıcıyı görebilmek için kim bilir nerelerden akın akın geliyorlardı. Coşku ve heyecanlarına İmrendim. Onların yaşına dönebilmek, o heyecanı tadabilmek isterdim. Yoluma devam ederken, aklımdan geçenler ise bu ülkenin başka gerçekleriydi.

O binlerce gencin sadece birkaç yüzü, hattâ ve hattâ sadece 10 – 15’i, ellerinde bir pankart ve bir megafonla rejim karşıtı, düzen karşıtı bir slogan atarak Galatasaray Meydanı’ndan Taksim’e doğru hareket etmeye başlasalar, Yunan Konsolosluğuna (300 metre) bile varamadan “fena halde sopa yiyip, derdest edilmeleri” garantiydi.

Çünkü, rejim “itiraz eden” sesler istemiyor. Tahammülü yok, aykırı bir düşünceye. Sadece gençlerin değil, memleket sathında tek bir metre kare alanda bile “muhalif” bir homurdanmaya karşı dayanılmaz bir alerjik refleks duygusuyla dopdolu, muktedir.

Eğitim sistemine itiraz eden öğrenci ve öğretmenlerin, ya da doktorun, mühendisin, avukatın, esnafın ensesine anında “coplar inip kalkıyor”.

Çalışma koşullarını ve kölelik ücretini onuruna yediremeyen her sektörde emekçinin “gözünün içine içine biber gazını” sıkıveriyor, muktedirin polisi – jandarması. 

Emekli olduğu için sanki bir an önce ölmesi ve bu gezegenin yüzünden kaybolması istenen insanların sesini duyduğu anda, “Rejimin TOMA’sı” anında tazyikli suyu fışkırtıveriyor, suratına suratına.

Taşına, toprağına, deresine, ağacına, yeşiline, mavisine sahip çıkmak isteyen, açgözlü doğa düşmanı sömürge madencilerine geçit vermemeye kararlı köylüye jandarma, bütün hışmıyla “Allah yarattı demeden” girişiveriyor, yerlerde sürüklemecesine.

Erkek milleti karşısında “555’inci sınıf bir canlı türü” muamelesi görmek istemeyen ve hemcinslerinin artık “günaşırı” değil, neredeyse “saat başı” öldürülmesine isyan eden kadınların mor renkli pankart ve dövizlerini gördüğünde adeta “düşman ordusu görmüşcesine” hücum ediyor, muktedirin kuvvetleri.

Hak aramak, protesto etmek, barışçıl bir gösteri düzenlemek sanki Anayasa’nın 34’ncü maddesinin, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın, BM ve Avrupa İnsan Hakları metinlerinin sağladığı (insan olmaktan kaynaklı) doğal haklar değilmiş gibi, hep “sopa, gözaltı, tutuklama, mahkûmiyet tehdidi” ile karşılanıyor.

Dünya emperyalizminin en geniş örgütlü mega silahlı gücü niteliğindeki NATO’nun Ankara Zirvesi için de, muktedir aynı reflekslerini devreye sokmuş bulunuyor. Muktedir, günler öncesinden başlayarak adeta bir “ön temizlik” harekatına girişmiş durumda. Önüne gelenin evini barkını, ofisini basıp gözaltına alıyor. Adeta 1930’ların, 40’ların ve 50’lerin o meşhur “Komünist Tevkifatları” benzeri bir cadı avı var sokaklarda.

Ankara’ya gelecek “hatırlı konukların” rahatsız edilmemesi amacıyla, muktedir hiçbir şeyi şansa bırakmama kararlılığında görünüyor. “NATO protesto edilmesin, ‘Yankee Go Home’ sloganları duyulmasın, emperyalistlere defolun diye bağırılmasın” istiyor.

Muktedirin elinden gelse, Osmanlı’nın son dönemlerinde yabancı misafirlerin gelişi öncesinde sokak köpeklerinin toplanıp Hayırsız Ada’ya tecrit için gönderildikleri gibi, “Muhalif soykırımı” bile yapabilmeyi çok arzuladığın belli ediyor.

Ecnebi misafirlerin gelişi için yapılan “nizam - intizam” hazırlıklarının en utanç verici örneklerinden olan 1946’da Missouri Zırhlısı gelmeden, 1969 yılında 6’ncı Filo’nun gelişi öncesinde genelevlerin beyaza boyanması için talimat verenlerin torunları, bugün de Ankara’da yoksulluk ve sefaletin görülmemesi için yol boyunca “boyama ve perdeleme” harekatı gerçekleştiriyor.

Mesele, sadece ecnebilere şirin görünmekten de ibaret değil tabi. NATO – MATO bahane edilerek yapılabilecek yaygın protesto gösterilerinin, toplumsal muhalefetin enerjisine ilave katkıda bulunabilme ihtimalinden ödü kopuyor muktedirin.

OHAL, hattâ sıkıyönetim düzenine geçiş, daha doğrusu zaten en az 20 senedir varolan ve fiiliyatta kalkmayan bu düzenin ağırlaştırılması için alınan önlemler hep bunun için.

Çünkü, OHAL’siz yönetemiyor artık memleketi. Yani, “sopasız” hakim olamıyor ortalığa.

Medyayı susturması, muhalefet partilerini kendi istediği şekilde bir “oyun hamuruna” dönüştürme arzusu, sokakta “çıt çıkmaması” için gece gündüz elinden geleni yapması, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü nüfusunu, artık inanılmaz boyutlara çıkarması hep bundan.

Kontrol kayboldu bir kere.

Vitesi, artık “O” (OHAL) modunda doludizgin ilerliyor, motoru yanmakta olan araba.

Kendi de farkında bunun… Artık, yokuş aşağı frene de şanzmana da, hakim olamadan düşüşte. Silecekler bile çalışmıyor, çamur içindeki ön camı silmeye de yetişemiyor.

Ama, OHAL’den bıkan ve bu hali reddeden halk için iyi işaret bunlar.

Rejim artık can çekişiyor.