HomeTürkçe HaberlerGündemVaroluşum için özür dilemeyeceğim

Varoluşum için özür dilemeyeceğim

Published on

spot_img

“Kanaat düşüncenin düşmanıdır” der Ulus Baker. Ve çoğu zaman, ‘kanaat’leriyle bizi boğan’ların diline ve araçlarına karşı tükenmiş, çaresiz hissederiz. Baker’in ifadesiyle; “Kirlilikten kurtulmanın tek yolu, bu gürültülü korodan ayrılmak”tır. Ne var ki koronun konforlu alanında yaşamanın saadetine erenlerin yüklediği damga (stigma), her daim bize hatırlatılır. Düşünmeyi bırakan bir toplumun içinde, makbul olana tabi olmadan kendi varoluşumuzla yaşama irademiz de, bu koro tarafından her fırsatta iğdiş edilir. Çünkü, ‘eksik’ ve ‘kusurlu’ ilan edilerek itibarsızlaştırılırken, varoluşun ve varlığın için özür dilemen, kendi yükün için şikayet etmemen, hatta makbul olanın vicdan sorumluluğunu da yüklenerek ondan uzak durman, görevindir.

Goffman’ın belirttiği gibi; “Damgalı kişiden, yükünün ağır olduğunu ve bu yükü taşımanın onu bizden farklı kıldığını ima edecek hiçbir davranışta bulunmaması talep edilir; aynı zamanda kendisini bizden, ona ilişkin bu inancımızı sancısız şekilde sürdürmeye imkan verecek derecede uzak bir mesafede tutmalıdır.”1 Bireyin toplum tarafından “eksik” ve “kusurlu” olarak etiketlenip yok sayıldığı, lekelenmiş ya da istenmeyen ilan edildiği bu toplumsal süreçte, sorunu yaratan bireyin farklılığı değil; toplumun bu farklılığı nasıl yorumladığıdır. Zamanla bu damga, yalnızca dışarıdan yöneltilen bir etiket olarak kalmaz; bireyin kendi benlik algısını da şekillendirmeye başlar. Kişi toplumun bakış açısını içselleştirdikçe, kendisini toplumun çizdiği sınırlar ve yargılar üzerinden tanımlamaya başlar. Tıpkı, sürekli dışlanan bir otistik gencin, kendisini gerçekten ‘yetersiz’ ve ‘kusurlu’ hissetmesinde olduğu gibi.

Elbette damgalama süreci bugün de; engellilikten yoksulluğa, etnik kimlikten toplumsal cinsiyete kadar birçok farklı deneyim üzerinden toplumun birçok kesimini kuşatmaya devam ediyor. Burada özellikle otizmden söz etmem ise, otistiklerin yoğun biçimde damgalamaya maruz bırakılan gruplardan biri olması kadar, anlatılanların doğrudan kendi yaşam deneyimimin bir parçası haline gelmiş olmasıdır. 

16 yaşındaki otistik oğlum, öğrenim gördüğü lisedeki bazı eğitimci ve velilerden oluşan ‘makbul yetişkin birliği’nin son günlerde ona yaşattıklarıyla, kurumsal damgalamanın yarattığı bu toplumsal kurgunun odağında. Bu dışlayıcı kurgu, farklılığı/çeşitliliği doğrudan bir sorun alanı olarak kodluyor. Çünkü otistik; iletişim biçimi, duyusal hassasiyetleri, sosyal ilişki kurma yöntemi veya davranış örüntüleri “norm dışı” kabul edildiğinde, “uyumsuz” ya da “yük” olarak konumlandırılarak ‘tanı’sına indirgenir. Okulda akran zorbalığı çoğu zaman bu damgalamanın ilk görünür biçimidir. Ancak kurumsal damgalama yetişkinler ağının marifetidir ve ayrımcılığı sistematik hale getirir. Bu noktada damgayı üreten bireyin doğası değil; okulun farklılığı kabul etmeyen normatif yapısıdır. Bizzat yaşadığımız bu deneyimde olduğu gibi, şayet okul kapsayıcı bir eğitim anlayışı geliştirse ve eğitimciler konfor alanlarından çıkarak makbul görülmeyenle bağ kurmayı tercih etseydi, norm dışı gördüğünü dönüştürmeye değil, anlamaya yönelebilirdi.

Ancak, uygulamada çoğu zaman kendi gibi olmayanı anlamaya değil, damgalamaya, denetlemeye ve bastırmaya yönelen bir yaklaşım hakim. Tam da bu yaklaşım nedeniyle, nörogelişimsel farklılıklarının kriminalize edilmesiyle oğluma yaşatılanlar, O’nu “tehlikeli”, “suçlu” gibi gösteren ayrımcı bir niteliğe büründü. Eğitim kurumunun görevi öğrenciyi normal ilan edilene benzetmek değil, farklılıklarıyla güvenli biçimde var olabileceği bir ortamı inşa etmek olduğu halde, damgalamanın yeniden üretildiği bir alana el birliğiyle dönüştürüldü. Öyle ki eğitimcilerin vesile olduğu bu ‘cadı avı’ nda, çocuğun her öğle arası gittiği okul çevresinde dolaşması, alışveriş yapması ve sıklıkla tuvalete gitmesi dahi, uydurulan suçluluğuna kanıt olarak sunuldu.  Kimse onlardan ‘bakıcı’lık talep etmezken, bakıcılıktan imtina ettiğini bildiren ve çocuğun her davranışını didik didik analiz eden ‘idrak hafiyesi’ eğitimciler, sonunda onun duyusal çöküşüne zemin hazırladı. Şiddet bir tanı değilken, son dönemde okullarda yaşanan şiddet eylemlerini “otizm” tanısıyla ilişkilendirilmekte yarışanların yarattığı linç atmosferi de, ‘kanaatleri’ne kılıf oluverdi. Böylece otistik, yalnızca “uyumsuz” değil; aynı zamanda potansiyel bir “tehdit” olarak kodlanmaya başladı. Çünkü otistik çocuklar, zorbalığa, dışlanmaya ve çeşitli şiddet biçimlerine daha fazla maruz kalan taraf olmalarına rağmen onları farklılıkları nedeniyle potansiyel şiddet faili gibi damgalamak, şiddetin nörogelişimsel farklılıklardan değil dışlama, baskı, yalnızlaştırma ve sistematik damgalama ilişkilerinden üretildiği gerçeğini örtbas etmenin, yani normu yeniden üretmenin en kolay yoludur. Bu nedenle oğluma yaşatılan bu durum, yalnızca bireysel bir mağduriyet değil; insan hakları, eşitlik ve toplumsal adalet sorunu.

Engelli onuru, mücadeleyle büyüyen bir varoluş. Engellilerin mücadelesi, yalnızca erişim ve hak mücadelesi değil; aynı zamanda engellilik onurunu savunma mücadelesi. Damgalanmaya karşı çıkmak, bu mücadele hattından geçer. Çünkü damga, farklı olanı susturarak var olur; mücadele ise o sessizliği reddeder. İşte bu yüzden, engelliler yalnızca kendi haklarını değil, insan olmanın ortak haysiyetini de savunur. 

Tüm bu yapılanlar karşısında, toplumsal adaleti gerçekleştirmek adına mücadelemizin varacağı yer neresi olursa olsun, ceza maşasını elinde tutan muktedirlere boyun eğmeyeceğimiz gibi, varoluşumuz için sizden özür dilemeyeceğiz!


1Erving Goffman, Damga-Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar, Heretik Yayınları, Ankara 2022, s.170.

(EB/NÖ)

Kaynak: Bianet

Latest articles

RAHMİ KOÇ’A NEDEN SORUŞTURMA AÇILDI? Rahmi Koç Soruşturma Detayları Son Dakika…

Rahmi Koç hakkında yürütülen soruşturma, gündemde geniş yankı uyandırdı. Soruşturmanın kapsamı, süreci ve olası etkileri, haber takipçileri tarafından yakından izleniyor.

SON DAKİKA… Rahmi Koç'a soruşturma! Bakan Gürlek'ten açıklama

Son dakika haberine göre; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı basın yayın organları ve sosyal medya platformlarında yer alan görüntülerde iş insanı Rahmi Koç'un kullandığı ifadeler nedeniyle resen soruşturma başlatıldığını bildirdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek de konuyla ilgili açıklama yaptı.

SON DAKİKA… Rahmi Koç'a soruşturma! Bakan Gürlek'ten açıklama

Son dakika haberine göre; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı basın yayın organları ve sosyal medya platformlarında yer alan görüntülerde iş insanı Rahmi Koç'un kullandığı ifadeler nedeniyle resen soruşturma başlatıldığını bildirdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek de konuyla ilgili açıklama yaptı.

Fitch'ten petrol piyasası tahmini: Arz fazlası 2026'nın sonunda geri dönebilir

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin küresel petrol piyasasına etkilerine ilişkin değerlendirmesini paylaştı. Kuruluş, boğazın geçici olarak kapanmasının petrol piyasasında lojistik kaynaklı arz şoku yarattığını ancak uzun vadeli piyasa dengelerini kalıcı olarak değiştirmediğini bildirdi.

More like this

RAHMİ KOÇ’A NEDEN SORUŞTURMA AÇILDI? Rahmi Koç Soruşturma Detayları Son Dakika…

Rahmi Koç hakkında yürütülen soruşturma, gündemde geniş yankı uyandırdı. Soruşturmanın kapsamı, süreci ve olası etkileri, haber takipçileri tarafından yakından izleniyor.

SON DAKİKA… Rahmi Koç'a soruşturma! Bakan Gürlek'ten açıklama

Son dakika haberine göre; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı basın yayın organları ve sosyal medya platformlarında yer alan görüntülerde iş insanı Rahmi Koç'un kullandığı ifadeler nedeniyle resen soruşturma başlatıldığını bildirdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek de konuyla ilgili açıklama yaptı.

SON DAKİKA… Rahmi Koç'a soruşturma! Bakan Gürlek'ten açıklama

Son dakika haberine göre; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı basın yayın organları ve sosyal medya platformlarında yer alan görüntülerde iş insanı Rahmi Koç'un kullandığı ifadeler nedeniyle resen soruşturma başlatıldığını bildirdi. Adalet Bakanı Akın Gürlek de konuyla ilgili açıklama yaptı.