HomeTürkçe HaberlerGündemSavaş ekonomisi, sosyal devletin geriletilmesi ve sınıf

Savaş ekonomisi, sosyal devletin geriletilmesi ve sınıf

Published on

spot_img

Zafer TAŞKIN-Frankfurt 

Son yıllarda Almanya’da siyasal ve ekonomik tartışmalar giderek daha fazla kriz yönetimi ekseninde yoğunlaşmaktadır. Ekonomik durgunluk, sanayi üretimindeki yavaşlama, yüksek enerji maliyetleri, enflasyon ve artan jeopolitik gerilimler hükümetleri kapsamlı reform programlarına yönlendirmektedir. CDU/CSU ve SPD merkezli siyasal blok bu süreci “modernleşme”, “rekabet gücü” ve “ekonomik dayanıklılık” söylemleriyle meşrulaştırsa da, gerçekte yaşanan dönüşüm emekçi sınıfların tarihsel kazanımlarının aşındırılması ve toplumun emperyalist kapitalist sistemin kriz koşullarına göre yeniden yapılandırılmasıdır. 

Bu dönüşüm özellikle Ukrayna savaşı sonrasında belirgin biçimde hızlanmıştır. Federal hükümetin “Zeitenwende” (tarihsel dönüm noktası) söylemi yalnızca dış politikada değil, ekonomik ve toplumsal önceliklerde de önemli bir değişime işaret etmektedir. Bu yeniden yapılanmanın merkezinde militarizasyon sürecinin genişletilmesi ve savaş ekonomisinin kurumsallaşması yer almaktadır. 

2024 itibarıyla Almanya’nın savunma bütçesi yaklaşık 90 milyar euro seviyesine ulaşmıştır (Stockholm International Peace Research Institute [SIPRI], 2024; Bundesministerium der Verteidigung, 2024). 2022 yılında oluşturulan 100 milyar euroluk özel savunma fonu ise hâlen silahlanma projelerine aktarılmaktadır. Rheinmetall gibi büyük savunma sanayi şirketleri bu süreçten doğrudan faydalanmakta; şirketin 2025 yılı cirosu 10 milyar euronun üzerine çıkmaktadır (Rheinmetall AG, 2025; Handelsblatt, 2025). 

Böylece savaş ekonomisi yalnızca devlet politikalarının değil, aynı zamanda sermaye birikim sürecinin de temel bileşenlerinden biri haline gelmektedir. Askeri harcamaların devlet bütçesi içerisindeki ağırlığının artması, toplumsal kaynakların hangi alanlara yönlendirildiği sorusunu daha görünür hale getirmektedir. 

Borç freni tartışmaları da bu çelişkinin önemli bir göstergesidir. Sosyal harcamalar söz konusu olduğunda mali disiplin ve bütçe kısıtları öne çıkarılırken, savunma harcamaları için daha esnek kaynak politikalarının uygulanabilmesi, reform tartışmalarının teknik olmaktan çok siyasal ve sınıfsal bir karakter taşıdığını göstermektedir. 

Bu çerçevede Almanya’daki reform tartışmaları yalnızca teorik bir yönelim değil, doğrudan hükümet programları ve sermaye çevrelerinin talepleri üzerinden şekillenmektedir. CDU/CSU sosyal harcamaların azaltılması, Bürgergeld sisteminin sıkılaştırılması ve çalışma sürelerinin uzatılması yönünde daha sert bir çizgi izlerken; SPD de tarihsel olarak sosyal devletle özdeşleşen kimliğine rağmen bütçe disiplini, militarizasyon ve rekabet gücü politikalarına yakınlaşmaktadır. Özellikle SPD lideri Lars Klingbeil’in “Almanya yeniden daha fazla çalışmalı” yönündeki açıklamaları bu yaklaşımın siyasal ifadesi olarak öne çıkmaktadır. 

SOSYAL HARCAMALAR

Hükümet ve sermaye çevreleri yaşlanan nüfus, bütçe açıkları ve sağlık harcamalarını gerekçe göstererek sosyal harcamaların sürdürülemez olduğunu savunmaktadır. Bu çerçevede emeklilik yaşının yükseltilmesi, sağlık katkı paylarının artırılması, sosyal yardımların sınırlandırılması ve çalışma sürelerinin esnetilmesi gibi politikalar gündeme getirilmektedir. 

Sağlık sisteminde katkı paylarının artırılması yalnızca finansal bir zorunluluk değil, aynı zamanda sosyal devletin risk paylaşım mekanizmasının çözülmesidir. Evrensel sağlık modelinden bireyselleştirilmiş mali sorumluluk modeline geçiş, sağlık hizmetini bir sosyal hak olmaktan çıkararak kısmen piyasa ilişkilerine tabi hale getirmektedir. Bu nedenle mesele yalnızca mali bir düzenleme değil, toplumsal kaynakların hangi sınıfın çıkarları doğrultusunda kullanılacağı sorusudur. 

Bu yönelim yerel yönetimlerde ve kamusal hizmetlerde daha somut biçimde görülmektedir. Almanya Belediyeler Birliği verilerine göre yerel yönetimlerin yatırım açığı 2025 itibarıyla yaklaşık 186 milyar euroya ulaşmıştır (Deutscher Städtetag, 2025). Bu açık özellikle eğitim, sağlık, sosyal konut, ulaşım altyapısı ve çocuk bakım hizmetleri gibi temel kamusal alanlarda yoğunlaşmaktadır. 

Konut krizi de aynı dönüşümün önemli sonuçlarından biridir. Berlin’de kiralar 2015 yılına göre birçok bölgede neredeyse iki katına çıkmıştır. Frankfurt ve Münih gibi kentlerde kira artışları bazı bölgelerde %70–80 seviyelerine ulaşmıştır. Federal hükümetin yıllık 400 bin yeni konut hedefi ise uzun süredir gerçekleştirilememektedir. 2024 yılında yaklaşık 260 bin konut tamamlanabilmiştir. 

Çalışma yaşamına ilişkin reform tartışmaları da bu genel yönelimin bir parçasıdır. Statistisches Bundesamt (Alman Federal İstatistik Ofisi, Destatis, 2024) verilerine göre Almanya’da reel ücretler 2022’de %4,1, 2023’te ise %0,7 oranında gerilemiştir. Enerji ve gıda fiyatlarındaki artış ise özellikle düşük gelirli kesimleri doğrudan etkilemiştir. Sonuç olarak emekçi haneler gelirlerinin giderek daha büyük bir bölümünü kira, enerji ve temel tüketim harcamalarına ayırmak zorunda kalmaktadır. 

Göçmen emeği bu yapının önemli unsurlarından biridir. Göçmen emekçiler yalnızca düşük ücretli işgücü olarak değil, aynı zamanda emek piyasasında segmentasyon yaratan ve işçi sınıfı içerisindeki rekabeti derinleştiren yapısal bir mekanizma olarak işlev görmektedir. Marx’ın “yedek sanayi ordusu” kavramı bu bağlamda güncel biçimleriyle yeniden üretilmektedir. 

YOKSULLUK, GÜVENCESİZLİK VE SİYASAL KIRILMA

Reform politikalarının sonuçları yalnızca çalışma yaşamıyla sınırlı kalmamaktadır. Ücret baskısı, sosyal harcamalardaki daralma, konut krizinin derinleşmesi ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması toplumsal eşitsizlikleri daha görünür hale getirmektedir. Bunun en somut sonucu ise yoksulluk ve sosyal dışlanma riskinin Almanya gibi yüksek gelirli bir ülkede dahi giderek daha kalıcı bir olgu haline gelmesidir. 

Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat, 2025) verilerine göre Almanya’da yaklaşık 13,8–14 milyon kişi yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında yaşamaktadır. Çocuk yoksulluğu ise %20 seviyelerine yaklaşmaktadır (Statistisches Bundesamt [Destatis], 2025; UNICEF Deutschland [Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu Almanya Ofisi], 2024). 

Bu tablo, yoksulluğun geçici değil yapısal bir nitelik kazandığını göstermektedir. Çünkü mevcut reform politikalarının temel amacı toplumsal refahı genişletmekten çok, emperyalist kapitalist sistemin kriz koşullarında sermaye birikim sürecini güvence altına almaktır. Emeklilik, sosyal yardım ve çalışma rejimi reformları bu nedenle birbirinden bağımsız değil; emek gücünün maliyetini düşürmeye yönelik aynı stratejinin parçalarıdır. 

Artan güvencesizlik toplumsal hoşnutsuzluğu büyütmekte, ancak bu hoşnutsuzluk her zaman sınıf temelli bir hatta yönelmemektedir. Aksine, sağ popülist hareketler tarafından göçmen karşıtı ve dışlayıcı söylemler üzerinden yeniden şekillendirilebilmektedir. 

SENDİKALAR VE EMEKÇİ SINIFLARIN TEMSİLİ

Sendikal yapıların mevcut durumu da bu dönüşümün önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Özellikle DGB çatısı altındaki büyük sendikalar giderek daha kurumsal ve uzlaşmacı bir çizgiye sıkışmaktadır. 

Bu durum, sendikal hareketin emekçi sınıfların bütünlüklü çıkarlarını temsil etme kapasitesini sınırlandırmaktadır. Ücret mücadeleleri ve sektörel kazanımlar önemini korumakla birlikte, bu mücadeleler çoğu zaman genel toplumsal dönüşümle bağ kuramayan parçalı yapılar halinde kalmaktadır. 

Emek rejiminin yeniden yapılandırıldığı bir dönemde, sendikaların büyük ölçüde ücret pazarlığıyla sınırlı kalması sınıfın genel çıkarlarını savunma kapasitesini daraltmaktadır. 

Göçmen emekçiler ise bu yapının en kırılgan kesimlerinden birini oluşturmaktadır. Alman ekonomisinin birçok sektörü göçmen emeği olmadan işleyemez durumdadır. Buna rağmen bu kesimler en düşük ücretler, en güvencesiz çalışma koşulları ve en ağır barınma sorunlarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır. Bu nedenle göçmen emeği yalnızca ekonomik bir kategori değil, aynı zamanda işçi sınıfının bölünmesinin yapısal araçlarından biridir. 

Almanya’da yaşanan dönüşüm, sosyal devletin gerilemesinden ziyade emperyalist kapitalist sistemin kriz koşullarına göre toplumun yeniden yapılandırılmasıdır. Savaş ekonomisinin genişlemesi ve militarizasyon süreci, sosyal harcamaların sınırlandırılmasıyla eşzamanlı ilerlemektedir. 

Bu nedenle güncel tartışma yalnızca bütçe tercihleri ya da sosyal politika reformları etrafında şekillenmemektedir. Asıl mesele, ekonomik kriz, militarizasyon ve sosyal hak kayıpları karşısında emekçi sınıfların hangi siyasal ve örgütsel araçlarla kendi çıkarlarını savunabileceği sorusudur. 

Dış politikadaki militarizasyon ile iç politikadaki emek rejiminin sertleşmesi birbirini tamamlayan süreçler haline gelmiştir. Dolayısıyla reform adı altında yürütülen politikalar teknik değil, doğrudan sınıfsal tercihlerdir. 

Bu koşullarda temel mesele mevcut sosyal devletin eski biçimini korumaktan çok, emekçi sınıfların değişen üretim ve yaşam koşulları içerisinde yeni örgütlenme biçimleri yaratabilmesidir. İşyerlerinde, kiracı hareketlerinde, mahalle dayanışma ağlarında, göçmen örgütlenmelerinde ve mücadeleci sendikal yapılarda ortaya çıkabilecek ortaklaşmalar, emekçi sınıfların parçalı deneyimlerini daha bütünlüklü bir toplumsal güce dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. 

Dolayısıyla bugün karşı karşıya olunan sorun yalnızca bir sosyal devlet krizi değil; aynı zamanda emekçi sınıfların siyasal özne olarak yeniden örgütlenme sorunudur. 

Kaynak: BirGün

Latest articles

'BİR ARGÜMANSIZIN SON SIĞINAĞI': Bülent Kuşoğlu'nun Cansu Çamlıbel'e verdiği röportaja Ahmet Hakan tepkisi

Butlan kararıyla yeniden CHP'nin başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu'nun en yakınındaki isim Bülent Kuşoğlu'nun Cansu Çamlıbel'e verdiği röportaj siyaset arenasında büyük yankı uyandırdı. T24'te yayımlanan röportajda Bülent Kuşoğlu'nun özellikle 'Devlet aklı' ifadeleri tepki çekti. Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan bugünkü köşesinde bu ifadelere tepki göstedi. Ahmet Hakan, Bülent Kuşoğlu'nun sözlerini "Bir argümansızın son sığınağı: Devlet aklı" başlıklı yazısıyla eleştirdi. İşte o satırlar

Küresel piyasalarda jeopolitik riskler gündemde! Gözler İran, petrol ve yapay zeka hisselerinde

Küresel piyasalar, Orta Doğu'da devam eden gelişmeler ve ABD ile İran arasında süren diplomatik temaslara ilişkin belirsizliklerin etkisiyle karışık bir görünüm sergiliyor.

Kavurucu sıcak geliyor! Afrika'dan gelen sıcak hava dalgası 40 dereceyi görecek

Yaz ayları ile birlikte hava sıcaklığındaki değişim de kendini hissettirmeye başladı. Afrika üzerinden gelen sıcak hava dalgası Türkiye’yi etkisi altına almaya hazırlanıyor. Peki bu kavurucu hava dalgası ne zaman başlayacak ve ne kadar sürecek?

Rusya'dan Kiev'e yoğun bombardıman: Çok sayıda ölü ve yaralı var

Dünya Amerika-İran savaşına odaklanmışken, Rusya-Ukrayna savaşı da yeniden şiddetlendi. Rusya, Kiev’e son ayların en ağır hava saldırılarını düzenlendi.

More like this

'BİR ARGÜMANSIZIN SON SIĞINAĞI': Bülent Kuşoğlu'nun Cansu Çamlıbel'e verdiği röportaja Ahmet Hakan tepkisi

Butlan kararıyla yeniden CHP'nin başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu'nun en yakınındaki isim Bülent Kuşoğlu'nun Cansu Çamlıbel'e verdiği röportaj siyaset arenasında büyük yankı uyandırdı. T24'te yayımlanan röportajda Bülent Kuşoğlu'nun özellikle 'Devlet aklı' ifadeleri tepki çekti. Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan bugünkü köşesinde bu ifadelere tepki göstedi. Ahmet Hakan, Bülent Kuşoğlu'nun sözlerini "Bir argümansızın son sığınağı: Devlet aklı" başlıklı yazısıyla eleştirdi. İşte o satırlar

Küresel piyasalarda jeopolitik riskler gündemde! Gözler İran, petrol ve yapay zeka hisselerinde

Küresel piyasalar, Orta Doğu'da devam eden gelişmeler ve ABD ile İran arasında süren diplomatik temaslara ilişkin belirsizliklerin etkisiyle karışık bir görünüm sergiliyor.

Kavurucu sıcak geliyor! Afrika'dan gelen sıcak hava dalgası 40 dereceyi görecek

Yaz ayları ile birlikte hava sıcaklığındaki değişim de kendini hissettirmeye başladı. Afrika üzerinden gelen sıcak hava dalgası Türkiye’yi etkisi altına almaya hazırlanıyor. Peki bu kavurucu hava dalgası ne zaman başlayacak ve ne kadar sürecek?