Çernobil Nükleer Santral kazası ne ilk nükleer santral kazasıydı ne de son. Öncesinde ABD’de Üç Mil Adası Nükleer Santralı’nda, sonrasında Fukuşima’da, olabilecek en kötü senaryo gerçekleşti ve çekirdek erimesine varan nükleer kazalar oldu. 70 yıllık tarihinde üç büyük nükleer felaket, nükleer enerjinin hesaba katılmayan yüzünü dünyaya gösterdi. 2006 yılında yasak bölgeye ve Pripiyat kentine yaptığım ziyaret, 26 Nisan 1986 gecesi saat 11’de soğutma sistemiyle ilgili planlı bir test ile başlayan süreç acil durum kapatma sisteminin çalışmaması nedeniyle 44 dakika sonra felakete dönüştü. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından 100 kat fazla radyasyon, başta Belarus, Ukrayna ve Rusya olmak üzere tüm dünyaya yayıldı.
KAÇ KİŞİ ÖLDÜ?
Sovyetler Birliği’nin Tass Haber Ajansı kazayı dünyaya iki gün sonra detay vermeden duyurdu. Haberden birkaç saat sonra Danimarka’da bir Nükleer Araştırma Laboratuvarı Çernobil’in en yüksek seviyede bir kaza olduğunu açıkladı, bir gün sonra Avrupa’da televizyonlar kazanın haberini yapıyordu. Kazanın ilk haftasında 1800 adet helikopter kurşun ve kumdan oluşan 5 bin tonluk bir maddeyi reaktördeki yangını söndürmek için kullandı.
Kazaya müdahale eden itfaiyeciler ve çalışanlardan oluşan 31 kişi kısa zamanda hayatını kaybetti. İçinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın da bulunduğu Çernobil Forumu uzun dönemde 4 bin kişinin radyasyon maruziyeti nedeniyle ölebileceğini açıkladı. Bu rapor düşük tahminleri nedeniyle çok eleştirildi. Bağımsız araştırmalar ise ölü sayısının çok daha fazla olacağını belirtiyor. Temizlik çalışmalarında görev alan, çoğu asker 800 bine varan tasfiyecilerin oluşan Çernobil Birliği, 25 bin tasfiyecinin öldüğünü, 165 bininin sakat kaldığını belirtiyor. TORCH raporu, 30 ila 60 bin arasında kanser kaynaklı ölüme işaret ederken çalışmalarından dolayı Nobel ödülü almış, Uluslararası Nükleer Savaşa Karşı Doktorlar Birliği (IPPNW) ise on binlerce tasfiyecinin ölmüş olabileceğini söylüyor. 2006’da hazırladıkları rapor, 10 bin kişinin tiroit kanseri olduğunu ve 50 bin vakanın daha görüleceğini belirtiyordu. IPPNW’ye göre Çernobil, Avrupa’da 10 bin sakat doğuma ve 5 bin ölü doğuma da neden oldu.
350 BİN KİŞİ EVİNE DÖNEMEDİ
Çernobil kazası nükleer enerjiyle ilgili ezberleri bozan bir kaza oldu çünkü ABD’deki kazada radyasyon sızıntısı sınırlı bir alanı etkilemişti. Çernobil sonrası yayılan radyasyon sonrasında İngiltere’deki koyunlardan Türkiye’deki çaya kadar radyoaktif kirlilik olduğu tespit edildi. Bilinen tüm endüstriyel kazalarla kıyaslanamayacak, yüzlerce yıl sürecek bir kirliliğin başlangıcıydı bu. 350 bin insan evlerine bir daha dönemedi. Verimli tarım arazileri terk edildi. Bugün “yeniden canlandı” diye haberlere konu olan yaban hayat, genetik bozuklukların örneklerini taşıyor. Çernobil ve Fukuşima sonrasında “hemen hemen herkes” nükleer santral kazasının tüp patlaması veya bir başka endüstriyel kazayla kıyaslanamayacağını anladı.
Aradan geçen 40 yıla rağmen yarıçapı 30 km olan yasak bölge insan yerleşimine kapalı. Bölgede suyun, toprağın ve havanın sürekli gözlemlenmesi, hâlâ radyasyon yayan reaktörün de lahit adı verilen bir koruma kabı altında tutulması gerekiyor. Ukrayna Rusya savaşı sırasında Çernobil’i koruyan lahdin drone saldırısıyla hedef alınması ve hasar görmesi bu nedenle endişe kaynağı oldu.
GERİ Mİ DÖNÜYOR?
1990’ların başında küresel elektrik üretimindeki payı yüzde 17’lere çıkan nükleer enerji, Çernobil sonrası gözden düştü ve bugün elektrik üretimindeki payı yüzde 9’lara kadar geriledi. Sadece kaza riski nedeniyle artan güvenlik tedbirleri değil, atık sorununun da çözülmemesi nükleer enerjiden elektrik üretmenin maliyetini artırdı. Gaz ve sonrasında yenilenebilir enerjiyle rekabet edemeyen nükleer enerjinin gerilemesi hızlandı.
Fosil yakıtlara kıyasla (petrol, kömür ve gaz) daha az seragazına yol açması ve petrol krizlerinden sonra bazı kesimlerce çözüm olarak gösterilmesi nükleer enerjiyi Çernobil’den 40 yıl sonra yeniden gündeme getirdi. Yeni reaktör yapımı önceki yıllara göre arttı ancak nükleer enerji hâlâ birçok ülke için tartışmalı bir yol ve bu da enerji sektöründeki rakamlara yansıyor. 2025 yılında tüm dünyada, dokuzu Çin’de olmak üzere kurulu gücü 12 bin megavatı bulan 10 yeni nükleer reaktör inşaatına başlandı. Sadece 3 bin megavatlık yeni reaktör açıldı. Aynı yıl tüm dünyada şebekeye nükleer enerjinin yaklaşık 230 katı (692 bin megavat) yenilenebilir enerji kapasitesi bağlandı. Nükleer enerjinin eski günlerine dönmesi çok zor ancak bu hamleler endüstrinin gerilemesini durdurabilir. Doğa açısından bakarsak durum daha da farklı. Bir reaktörün bile kaza yapması halinde verdiği hasar düşünülürse her yeni nükleer reaktörün dünya için yarattığı risk çok büyük. Hele de elektrik üretmek için nükleere mecbur olmadığımız düşünülürse.
***
KİRLENEN TOPRAKLAR
Kaza sonrası esen rüzgârların da etkisiyle Belarus Çernobil’den en çok etkilenen ülke oldu. Belarus’un tarım alanlarının yüzde 22’si, orman alanlarının ise yüzde 21’i kazadan sonra kullanılamaz hale geldi. Santrala bugün ev sahipliği yapan Ukrayna’da ise 53 bin 500 km2 alan kirlendi. Bu dev ülkenin yüzölçümünün onda biri radyoaktif serpintiye maruz kaldı. Rusya’da sezyum-137 kirliliği kilometrekarede 1 Curie’yi geçen alanın büyüklüğü 59 bin 300 km2 ölçüldü.
***
TÜRKİYE’DE ÇERNOBİL
Çernobil’den gelen Sezyum-137 yüklü radyoaktif bulutlar Türkiye’ye 2 Mayıs 1986 sabahı önce Trakya’dan girdi. 3 Mayıs sabahı yoğunluğu daha yüksek radyoaktif bir dalga Sinop üzerinden Doğu Karadeniz’e doğru ilerledi. 5 Mayıs günü ise yeni ama daha yoğun sezyum-137 içeren radyoaktif bulutlar tüm kuzey kıyısını etkisi altına aldı, İç Anadolu ve Ege Bölgesi’ne doğru ilerleyerek tüm Türkiye’yi etkiledi. Yağışla etkisini arttığı, bu yüzden de Karadeniz’i daha derinden etkilediği, özellikle çaylarda radyasyon ölçümleri yapıldığında ortaya çıktı. ODTÜ Kimya Bölümü’nden Dr. Olcay Birgül, Dr. İnci Gökmen, Dr. Ali Gökmen ve Biyoloji Bölümü’nden Dr. Aykut Kence yaptıkları ölçümlerde çayda yüksek seviyede radyasyon tespit etti. Dönemin hükümeti ve Atom Enerjisi Kurumu ise eldeki eski hasat temiz çayla kirli çayı harmanlayarak radyasyon seviyesini düşürdüklerini öne sürdü. Radyasyonla ilgili yayınların Türkiye Radyasyon Güvenliği Komitesi’nin onayı olmadan yayımlanmasını yasakladı. Kazadan 20 yıl sonra, Türkiye Tabipler Birliği, Hopa’da yaptığı araştırma sonucu ilçede son 3 yılda meydana gelen ölümlerin yüzde 47,9’unun nedeninin kanser olduğunun belirlendi.
Kaynak: BirGün

