HomeTürkçe HaberlerGündem3 milyon TL’lik soru: Dünü incelemek mi, yarını inşa etmek mi?

3 milyon TL’lik soru: Dünü incelemek mi, yarını inşa etmek mi?

Published on

spot_img

Tarih boyunca bilge insanlar, doğanın birçok gizemi gibi gökyüzündeki gizemleri de medeniyetin erken zamanlarından beri teker teker çözerek kimi zaman hayat kurtarmış kimi zaman da kralların ve imparatorların kararlarını etkileyecek hamlelerle insanlığın kaderini yönlendirmişler. Antik Çin’de saray astronomları, “ejderin güneşi yutacağı” anları önceden bildirerek imparatorun gözünde adeta büyücü statüsüne erişirlerken, Yunan filozofu Thales ise M.Ö. 585’te önceden haber verdiği güneş tutulmasıyla iki düşman orduyu şaşırtarak savaşı durdurup barış anlaşması imzalamalarına vesile olmuş. Maya rahiplerinin bu kozmik dansı büyük bir hassasiyetle hesaplayabilmeleri sayesinde halk onların tanrılarla konuşabilen kutsal varlıklar olduklarına inanmışlar. Bu “kâhin kılıklı” bilimciler aslında zamanlarının en ileri görüşlü insanları arasında; keşiflerini mistik bir sosla sunarak hem doğru tahminler yapmış hem de siyasi güç elde etmiş. Babil’de astronomlar, kralların en güvenilir danışmanları haline gelirken, dünyayı değiştiren bilimsel keşiflerini “geleceği görebilme yetisi” olarak pazarlamışlar. 

Benzer şekilde, her ne kadar M.Ö. 3000’li yıllarda antik Mezopotamya’da çiftçiler çoktan rüzgâr yönlerini, bulut tiplerini ve mevsimsel değişimleri sistematik olarak gözlemlemeye başlamış olsalar da meteorolojiyi gerçek bir bilim dalı haline getiren M.Ö. 384-322 yıllarında yaşamış olan Aristoteles olmuş. Aristoteles’in yağmur-buhar döngüsünü, rüzgârların nedenlerini ve atmosferik olayların fiziksel temellerini açıkladığı “Meteorologica” adlı eseri, yaklaşık 2000 yıl boyunca Avrupa’nın meteoroloji kitabı olarak kalmış. Antik Mısır’dan Maya ve Aztek medeniyetlerine, Ortaçağ Avrupa’sından Viking gezginlerine, jenerasyonlar boyu aktarılan ampirik meteoroloji bilgisi mistik paketleme ile sunulmuş. 

Her ne kadar M.Ö. 5. yüzyılda Yunan filozofları, özellikle Anaksagoras ve Demokritos,  doğal olayların tanrısal müdahaleden bağımsız işlediğini savunmaya başladılarsa da halk düzeyinde yağmur duaları Roma İmparatorluğu’nun sonuna kadar devam etmiş ve kırılma noktası ancak istatistiksel düşüncenin doğuşu ile Rönesans döneminde, 15-16. yüzyılda kırılmaya başlamış. İtalyan tüccarlar ve bankacılar, ticari amaçlarla hava durumunu kaydetmeye başlayınca, yağmur dualarının ardından gelen kuraklık dönemlerinin de olduğunu fark etmişler. 17. yüzyıl sonlarında İngiliz meteorolog Robert Hooke ve meslektaşları, düzenli hava durumu kayıtları tutarak yağmur dualarının zamanlaması ile gerçek yağış arasında hiçbir korelasyon olmadığını matematiksel olarak gösterseler de, tabii ki bu bilimsel kanıtlar halk inanışını değiştirmeye yetmemiş.  

Zaman içinde doğa bilimleri farklı toplumların farklı öncelikleri ile ilerlerken, bir süre sonra beşeri bilimler ve özellikle de tarih araştırmacıları da doğa bilimlerinin getirdiği aydınlanma ve devrimleri ve bunlara bağlı inanışların gelişimi ve değişimini incelemeye başladı. Bir yanımız doğayı anlamak isterken bir yanımız da insanı anlamak istiyordu doğal olarak. Hala da öyle. 

YAĞMUR DUALARININ ANALİZİ

Geçtiğimiz günlerde Uludağ Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih bölümünden bir grup araştırmacının tam da böylesi bir çalışma için finansal destek bulma başarısı geldi gündeme. 38 ülkeden 291 katılımcının bulunduğu, dünya çapında bir projenin ayaklarından biri olacak olan “İslam Tarihinde Katılımlı Dua Örneği Olarak Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi (VII.-XI.yy)“ adlı çalışmanın Türkiye’de gündeme gelmesinde içeriği kadar TÜBİTAK’ın 3 milyon TL bütçe vermiş olmasının da etkisi büyük. Aslında bu bütçe sadece 36 ay boyunca 2 doktora ve 1 yüksek lisans öğrencisinin bursuna karşılık geliyor. Bu süre içinde yapılacak olan uluslararası işbirlikleri için gerekecek seyahat masrafları ve teçhizat için ayrı fonlar bulunacak muhtemelen.  

Böyle bir proje ne işimize yarar derseniz: Metodolojik yenilik açısından, tarihsel antropoloji ile paleoklimatik verilerin birleştirilmesi, din bilimlerinde yeni bir analiz çerçevesi oluşturur. Veri zenginliği açısından bakıldığında, İslami kaynaklarda yer alan kuraklık kayıtları, modern iklim bilimcilerin tarihsel iklim değişikliklerini anlamak için kullandığı verilere yeni bir boyut katar. Teorik katkı olarak ise dini pratik ile çevresel koşullar arasındaki ilişki konusunda yeni bir model önerebilir. Projeyi karşılaştırmalı din sosyolojisi, iklim değişikliği adaptasyonu, kültürel sürdürülebilirlik gibi çok çeşitli perspektiflerden ele almak mümkün.   

SINIFLARDAN UZAY İSTASYONUNA

Kredi kartı büyüklüğünde tasarlanmış, düşük güç tüketimiyle çalışan tek kartlı bir bilgisayar olan Raspberry Pi’yi belki duymuşsunuzdur. Üzerinde standart bir bilgisayarda bulunan işlemci, bellek, USB girişleri ve görüntü çıkışları gibi temel bileşenleri barındırmasının yanı sıra, dış dünyadaki sensör ve motor gibi elektronik parçalarla doğrudan etkileşim kurmayı sağlayan fiziksel bağlantı noktalarına da sahip. Esnek bir işletim sistemi desteği sunduğu için robotik projelerinden medya sunucularına, kodlama eğitiminden endüstriyel takibe kadar pek çok farklı alanda bir kontrol merkezi veya genel amaçlı bilgisayar olarak kullanılmakta.  Avrupa Uzay Ajansı ESA’nın Astro Pi projesi ise gerçekten muhteşem bir bilim eğitimi örneği. Proje, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) bulunan Raspberry Pi bilgisayarlara öğrencilerin kod yazmalarını sağlıyor. İki adet özel olarak hazırlanmış Raspberry Pi, uzay ortamının zorlu koşullarına dayanıklı hale getirilmiş ve kamera, jiroskop, termometre gibi çeşitli sensörlerle donatılmış. Projenin temelinde, ortaokul ve lise öğrencilerinin takımlar halinde yazdıkları Python kodları uzaydaki astronotlar tarafından Astro Pi’larda çalıştırılıyor ve sonuçlar Dünya’ya geri gönderiliyor. Basit kısa programlar içeren Mission Zero ve daha karmaşık veri toplama ve gözlem yapma gibi deneyler için Mission Space Lab adında iki ana kategori var. Bu sayede öğrenciler hem programlama öğreniyor hem de gerçek bilimsel veri topluyorlar. Düşük yerçekimi ortamında yapılan deneylerin sonuçları, bazen bilimsel araştırmalara da katkı sağlıyor ama tabii ki asıl mesele projenin motivasyon faktörü: kodlarının uzayda çalışacağını bilen öğrencilerin öğrenme hevesi yazdıkları kodlardan da önce uzaya fırlıyor! 

Bir 23 Nisan’da doğmuş olan Max Planck gibi bilim insanlarının, Türkiye’nin 23 Nisan’larını adadığı çocuklarımızdan da çıkabileceğini öngören Mustafa Kemal’in; ancak doğru eğitimle donatılmış özgür bir neslin hem bilimi hem de bağımsızlığı ileriye taşıyabileceğine dair sarsılmaz inancına kulak verecek olsak, 3 milyon TL ile Astro Pi projesi ülke çapında uygulanabilir, bunun sadece üçte biri ile bir pivot çalışma gerçekleştirilebilir. Geçmişin sosyal kodlarını anlamaya çalışmak ne kadar kıymetli bir akademik çaba olsa da, bir neslin kaderini dualardan verilere, kehanetlerden keşiflere taşımasının önünü açacak asıl hamle kaynaklarımızı çağın gerekliliklerine ve evrensel bilimin diline yönlendirmekle olacak. Asıl mesele, hangisinin daha değerli olduğu değil, geleceği hangi önceliklerle kurmak istediğimiz. Çocuklarımızın zihinlerini sadece dün ile değil, yarının teknolojisiyle de beslediğimizde, o çok beklenen aydınlanma yağmurları laboratuvarlardan ve sınıflardan tüm ülkeye kendiliğinden yağar. Gelecek, bilimi mistik bir dille pazarlayanların değil, bilimi paylaşmanın ve uzaya göndermenin cesaretine sahip olanların omuzlarında yükselecek. 

Kaynak: BirGün

Latest articles

Trump’ın da katıldığı gala yemeğine çok tuhaf bir saldırı

Başkan Trump, Cumartesi gecesi Beyaz Saray muhabirlerinin akşam yemeğinin düzenlendiği otelde silahlı çatışma çıkmasının ardından sahneden aceleyle uzaklaştırıldı. Birkaç saat sonra Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında Trump, çok sayıda silah taşıyan bir saldırganın güvenlik kontrol noktasına saldırdığını ve ardından gözaltına alındığını anlattı.   Başkan, bir Gizli Servis görevlisinin vurulduğunu ancak kurşun geçirmez yeleği sayesinde kurtulduğunu […]

İran Kasrışirin’de zoru görünce antlaşmayı imzaladı

İran Kasrışirin’de zoru görünce antlaşmayı imzaladı
IV. Murad, Bağdat seferinde büyük bir zafer kazandıktan sonra İstanbul'a dönerken sadrazamı diplomatik ilişkileri yürütmek ve seferi devam ettirmek için Irak'ta bıraktı Müzakere için gelen İran...Devamı için tıklayınız

Heidegger’in kulübesinden MİT’e

Heidegger’in kulübesinden MİT’e
Uzun zamandır beğenerek okuduğum, yararlandığım kitapları yazmak istiyordum ama bir türlü fırsat bulamadım. Bugünlerde bölgemizdeki savaşlardan, içeride yaşanan siyasi gerginlikten biraz olsun...Devamı için tıklayınız

Gökyüzü hâlâ mavi ve duru

Gökyüzü hâlâ mavi ve duru
Küçük kitaplık odası darmadağın... Çalışma masasında oturup bir şeyler yazmayalı yıllar oldu... Masanın üzeri korkunç! Kitaplar, resim malzemeleri, fotokopiler, dergi kesikleri, vd. Kafelerde...Devamı için tıklayınız

More like this

Trump’ın da katıldığı gala yemeğine çok tuhaf bir saldırı

Başkan Trump, Cumartesi gecesi Beyaz Saray muhabirlerinin akşam yemeğinin düzenlendiği otelde silahlı çatışma çıkmasının ardından sahneden aceleyle uzaklaştırıldı. Birkaç saat sonra Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında Trump, çok sayıda silah taşıyan bir saldırganın güvenlik kontrol noktasına saldırdığını ve ardından gözaltına alındığını anlattı.   Başkan, bir Gizli Servis görevlisinin vurulduğunu ancak kurşun geçirmez yeleği sayesinde kurtulduğunu […]

İran Kasrışirin’de zoru görünce antlaşmayı imzaladı

İran Kasrışirin’de zoru görünce antlaşmayı imzaladı
IV. Murad, Bağdat seferinde büyük bir zafer kazandıktan sonra İstanbul'a dönerken sadrazamı diplomatik ilişkileri yürütmek ve seferi devam ettirmek için Irak'ta bıraktı Müzakere için gelen İran...Devamı için tıklayınız

Heidegger’in kulübesinden MİT’e

Heidegger’in kulübesinden MİT’e
Uzun zamandır beğenerek okuduğum, yararlandığım kitapları yazmak istiyordum ama bir türlü fırsat bulamadım. Bugünlerde bölgemizdeki savaşlardan, içeride yaşanan siyasi gerginlikten biraz olsun...Devamı için tıklayınız