Skip to content
Advertisement
Advertisement
Gündem

20'li Yaşlarımda Kalbimle Seçiyordum, 30'larımda Aklımla Başlıyorum

20'li Yaşlarımda Kalbimle Seçiyordum, 30'larımda Aklımla Başlıyorum

20’li yaşlarımda ilişkilere bakışım bugünkünden çok farklıydı.

Birinden hoşlanırdım. Çekim hissederdim. Sohbet akardı. Flört ederdik, belki sevgili olurduk. O zamanlar “Bu insanla evlenebilir miyim?”, “Hayat hedeflerimiz uyumlu mu?”, “Kariyeri oturmuş mu?”, “Aynı şehirde yaşayabilir miyiz?” gibi sorular zihnimi çok meşgul etmezdi.

Çünkü ben de öğrenciydim.

Hayatımın nasıl şekilleneceğini bilmiyordum. Gelecek belirsizdi. Bu yüzden ilişkileri daha çok o an hissettirdikleri üzerinden değerlendiriyordum.

Yine de o ilişkilerin çoğu uzun sürmedi.

Çünkü ilk başta görmezden geldiğim uyumsuzluklar zamanla görünür olmaya başlıyordu. Hayata bakışımız, yaşam tarzımız, emek anlayışımız, hedeflerimiz… Günlük hayatın içinde küçük görünen farklılıklar zamanla büyüyordu.

Benim için sadece sevmek hiçbir zaman yeterli olmadı.

Bu yüzden benimle evlenmek isteyen insanlar da oldu. Ama sırf beni seviyorlardı diye “evet” diyemedim. Bazılarını yetersiz buldum, bazılarıyla ise hayatlarımızın aynı yöne gitmeyeceğini gördüm.

Bugün 30’lu yaşlarımdayım ve ilişkilere bakışım tamamen değişti.

Artık flört etmek için flört etmiyorum.

“Bir tanışalım, arkadaş oluruz, bakarız, zaman gösterir.” yaklaşımı bana göre değil.

Ben artık hayat arkadaşı arıyorum.

Bu yüzden daha en başta bazı kriterlere bakıyorum. Hayatı oturmamış, kariyeri olmayan, sürekli belirsizlik yaşayan ya da uzak mesafe gibi baştan büyük engeller barındıran ilişkileri başlamadan eliyorum.

Eskiden bunu fazla katı bulurdum.

Şimdi ise bunun kendime duyduğum saygının bir parçası olduğunu düşünüyorum.

Çünkü geçmişte hep aynı döngüyü yaşadım.

Önce duygusal olarak bağlandım.

Sonra mantık devreye girdi.

“İşi yok.”

“Farklı şehirlerdeyiz.”

“Gelecek planlarımız uyuşmuyor.”

“Maddi konularda sürekli sorun yaşayacağız.”

Bunları ancak ilişki başladıktan sonra düşünmeye başladım.

İşte o noktada da iki seçenek kalıyordu:

Ya olmayacağını bildiğim bir ilişkiyi yürütmeye çalışıp kendimi tüketecektim ya da çoktan bağlandığım bir insandan ayrılacaktım.

İkisi de yorucuydu.

En büyük hatam, potansiyele yatırım yapmaktı.

“Belki işi düzelir.”

“Belki olgunlaşır.”

“Belki değişir.”

“Belki ileride daha uyumlu oluruz.”

O “belki”ler yüzünden haftalarca, bazen aylarca emek verdiğim oldu.

Sonunda ise değişen pek bir şey olmadı.

Bugün artık kimseyi değiştirmeye çalışmıyorum.

Kimsenin potansiyeline âşık olmuyorum.

Karşımdaki insanın bugün kim olduğuna bakıyorum.

Bu, duygularımı tamamen kapattığım anlamına gelmiyor.

Elbette çekim hissetmek istiyorum.

Heyecan duymak istiyorum.

Sevgi olmadan zaten sağlıklı bir ilişki kurulabileceğine inanmıyorum.

Ama artık sıralama değişti.

Eskiden önce kalbim konuşuyordu, mantığım onu sonradan yakalamaya çalışıyordu.

Şimdi ise önce mantığım konuşuyor.

Eğer değerlerimiz, yaşam tarzımız ve hedeflerimiz uyumluysa; o zaman duyguların gelişmesi için alan bırakıyorum.

Çünkü sevgi tek başına bir ilişkiyi yürütmüyor.

Uyum, emek, saygı, ortak hedefler ve zamanlama da en az sevgi kadar önemli.

30’lu yaşlar bana romantizmi öldürmeyi değil, romantizmin yanına gerçekçiliği koymayı öğretti.

Artık ilişkilere “Acaba olur mu?” diye başlamıyorum.

“Gerçekten olabilir mi?” diye bakıyorum.

Ve bu değişim, bana sandığımdan çok daha fazla huzur verdi.


20’li Yaşlarımda Kalbimle Seçiyordum, 30’larımda Aklımla Başlıyorum was originally published in Türkçe Yayın on Medium, where people are continuing the conversation by highlighting and responding to this story.

To read the full story from the source: Medium Türkçe Yayın

Advertisement
Advertisement

Related News

All news
Advertisement